II. Evkaf Apartmanı – Küçük Tiyatro

“100 yaşına merdiven dayamış, Ankara Ulus’ta arz-ı endam eden bir şehir, bir ülke hafızası; II. Evkaf Apartmanı… Bugün halen birçok kişi için Küçük Tiyatro olarak anılan binadaki bu tiyatro salonu, adına muhalefet edercesine oldukça büyük hikâyeye sahip ve bu hikâyenin mimarı da Mimar Kemaleddin!”

İnanmazsınız Twitter, bir zamanlar insanları arkadaş da yapabiliyordu! Yiğit Ahmet Kurt, Twitter’daki merak dolu paylaşımlarıyla fark ettiğim, ardından ara ara bloguna bakar olduğum, sonra iki yazarından biri olduğu şahane kitabını  okuduğum, Ankara’ya gidince tanıştığım, beni kötü bir yemeğe ama çok güzel bir müzeye götüren arkadaşım.

Bu siteyi de -biliyorum sevecek- ilk gönderdiklerimden, sonra da “Hadi yaz, hadi yaz” dediklerimden biri… Uzatmayayım, leziz bir metin yazmış II. Evkaf Apartmanı ve Küçük Tiyatro hakkında. (Bu arada Evkaf, vakıf mallarını yöneten kuruluş, vakıflar anlamına geliyor.)

Bana da şu notla göndermiş: “Nilay, denedim bir şeyler:) Ne yalan söyleyeyim, keyifliydi. Özellikle senin bu merakın olmasa, ben sanırım asla o harika asansöre binemezdim:) Çok sağol, güzel şeyler öğrenmeme, yaşamama sebep oldun. Umarım derlemeyi beğenirsin de, asıl amaca ulaşmış oluruz.”

(Notu da siz de araştırma yapın, yaparken keyif alın, hem bana konuk yazar olun hem de bana minnettar kalın diye ekliyorum.)

Beğenmez miyim? Konuk yazarım: Yiğit Ahmet Kurt…

MİMARI, NE BAŞLADIĞINI GÖREBİLDİ NE BİTTİĞİNİ

100 yaşına merdiven dayamış, Ankara Ulus’ta arzı endam eden bir şehir, bir ülke hafızası; II. Evkaf Apartmanı 

Mimar Kemaleddin tarafından planlanan binanın inşaatı 1928 yılında başlamış, 1930 yılında tamamlanmış.(1) 1927 yılında hayatını kaybeden Mimar Kemaleddin’in bu yapıyı görememiş olması, hikâyenin belki de en hüzünlü kısmı. Çünkü, bu binanın kazandığı kimliklerin en başında gelen, bina içerisinde kapladığı alana bakmaksızın bugün halen birçok kişi için Küçük Tiyatro olarak anılan binadaki bu tiyatro salonu, adına muhalefet edercesine oldukça büyük hikâyeye sahip ve bu hikâyenin mimarı da Mimar Kemaleddin! 

TİYATRO TOPLULUĞU YOK DEPO OLSUN!

Ankara’nın ilk tiyatro binası olan Küçük Tiyatro, şehrin oyun oynayacak bir tiyatro topluluğuna sahip olmaması nedeniyle ilk yıllarını sessiz sedasız geçirmiş. Devlet Konservatuvarı’nın kuruluş çalışmaları sırasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kiralanmış ancak, salon, bu süreçte okullarda oynanan piyeslerin dekorlarının, eşyalarının buraya yığılmasıyla sadece bir depo olarak kullanılmış. (2)

RESİMLERİN KAYBOLDUĞU BİNA

O dönem Küçük Tiyatro, depo olarak kucağını sadece tiyatroyla ilgili ürünlere değil, genel olarak sanata açmış! 1938-1943 yılları arasındaki 48 ressamın Anadolu’ya gönderildiği ‘Yurt Gezileri’ ressamlarından Malik Aksel’in resimlerinin kaybolma hikâyesini anlatışıyla anlayabiliyoruz bunu. (3)

“İlkin bu resimler Ankara Atatürk Lisesi Konferans Salonu’nun bitişiğindeki odaya taşındı. Bu kadar resim odaya sığmayınca üst üste yığıldı. Bazıları çerçevelerinden çıkarıldı. Halk Partisi bu eserleri, 150 bin liraya Maarif Nezareti’ne satmak istedi. İstenen para bulunamadığından bunlar Evkaf Apartmanı içindeki Tatbikat Sahnesi’nin üzerindeki odaya tıka basa sığdırıldı. Sonra resimler Halkevi’ne taşındı…”

MUHSİN ERTUĞRUL İLE BAŞKA BİR ÇEHRE

Küçük Tiyatro’nun tiyatro işlevine kavuşması ancak 1940’lı yıllarda gerçekleşebilmiş. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün, konservatuvarda izlediği ve çok beğendiği bir oyun sonrasında “Bu sanatçılara bir tiyatro lazım” sözü ve emri ardından Evkaf Apartmanı altındaki depo hemen akıllara gelivermiş! Ancak İkinci Dünya Savaşı yılları olması nedeniyle asıl işlevini yerine getirebilmek için biraz daha beklemesi gerekmiş. Muhsin Ertuğrul’un Ankara Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi’nin başına getirilmesiyle boşaltılan, temizlenip boyanan salon, 27 Aralık 1947’de Küçük Tiyatro adıyla, Ahmet Kutsi Tecer’in Köşebaşı adlı oyunuyla açılmış. (4)

MUTLAKA OKUNASI SATIRLAR

Evkaf Apartmanı denilince Küçük Tiyatro çok önemli kuşkusuz. Onunla başlayıp, biraz da uzunca bahsetmem bundan. Dipnotlarda da yer alan, Gökhan Akçura imzalı 21 Eylül 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki ‘Küçük Tiyatro’nun İnanılmaz Maceraları’ yazısını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ancak, yine bu yazıda yer alan, Muhsin Ertuğrul’un “Mimar Kemaleddin’in aziz ruhuna” diyerek ithaf ettiği yazısındaki şu aşağıdaki sözleri, bir mimarın (daha doğrusu herhangi bir uzmanlığa sahip kişinin) teknik bilgisi yanında bir vizyon ve dahi gusto sahibi olmasının ne denli kıymetli oluşunu gösterdiğini düşündüğümden, burada da aktarmak isterim:  

“Üç aydan beri her gün bir defa değil, yirmi defa, belki daha da fazla, size Tanrıdan rahmet dileyerek bu binada dolaşırım. Bunu, artık toz ve toprak olmuş fani varlığınız hissetmese bile edebiyat diyarındaki aziz ruhunuzun da yürekten gelen bu dileğimi duymasına imkân yok, buna böylece inanıyorum. Bu candan dilediğim rahmet ne Ankara ve İstanbul’da Vakıf Hanları yaptığınız için ne de Kudüs’te Mescidi Aksa’yı tamir ettiğiniz içindir. Bunlar belki başlı başına birer mimarı şaheserdir ve bugün yüz bin kişi bundan faydalanabilir. Fakat beni sonsuz derecede mütehassis eden, yirmi şu kadar yıl önce Ankara’nın göbeğinde bir tiyatro binası yapmayı düşünmeniz ve yapmış olmanızdır. Eminim ki, güzel kubbesi altında şu satırları okuyan seyircilerimiz de şu anda benim gibi size minnet duyuyorlar ve rahmet okuyorlardır. 

Dehanıza bu kutsal ilhamı veren yüksek kültürünüzden başka kaynak olamaz. Bu fikir yalnız şahsınızda doğmuş olacak ki, ölümünüzle beraber bu değerli eser de gömüldü, siz toprak altında yatarken bu güzel bina da toprak üstünde beraber uyudu. Eminim, yıllarca da temeline kadar sızan kar ve yağmur suları, mezarınızın ıslaklığından fazla, aziz ruhunuzu ürpertmiş ve tazib etmiştir.”

KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ

Binanın ev sahipliği yaptığı kurumlara baktığımızda, 1935 yılında kurulan Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin 1935-1940 yılları arasında burada eğitim verdiğini, Romanya Ataşemiliterliği’nin de 1931-1932 yıllarında, bir sene müddetle binanın 4. katındaki 6 numaralı daireyi (soğuk ve sıcak masraflarının da kendilerine ait olmak kaydıyla 2.250 liraya) kiraladığını görüyoruz. (5) Bir dönem Toprak Tarım Reformu Genel Müdürlüğü de bu binada hizmet vermiş. Bugün hâlâ hizmet vermekte olan kurum ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü. 

‘BÖYLE HAVADA İSTİFA ETTİM EVKAFTAKİ MEMURİYETTEN’

Binanın ev sahipliği yaptığı isimlere bakmak daha heyecanlı elbette. “Beni bu güzel havalar mahvetti / Böyle havada istifa ettim / Evkaftaki memuriyetimden…” diyen şair Orhan Veli Kanık, kurumunun memurlarına ucuz konut imkanı sağlaması için yapılmasına karar verdiği bu binada kalanlardan. 

Beş Şehir kitabında Ankara’yı anlatırken, Ankara Kalesi’ne ve bu çevredeki Anadolu evlerine hayranlığını anlatıp, buradaki evlerden birinde oturmayı çok düşündüğünü söyleyen Ahmet Hamdi Tanpınar;Fakat” der, “evvelâ Ankara Lisesi’nde, sonra Gazi Terbiye Enstitüsü’nde o kadar cemiyetli bir hayatımız vardı ki, bir türlü bırakamadım. Zaten o seneler Ankara memurlarının çoğu remi dairelerde hatta vekaletlerde kalıyorlardı.” Evet, Evkaf Apartmanının konuk ettiği bir diğer önemli isim yazar Ahmet Hamdi Tanpınar. 

Binanın bugün caddeye bakan cephesindeki plakalarda da yer alan üçünü isim de Ressam Saip Tuna.

İLK TİYATRO İHTİSAS KÜTÜPHANESİ VE O ASANSÖR

1956 yılında, yine Muhsin Ertuğrul’un Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olduğu sıralarda boş bir odanın 65 kişilik bir tiyatro sahnesine dönüştürülmesinden oluşan Oda Tiyatrosu’nu ve 2011 yılında açılan ve Türkiye’nin ilk tiyatro ihtisas kütüphanesi olma özelliğine sahip Devlet Tiyatroları Refik Ahmet Sevengil Tiyatro Kütüphanesini de anmadan geçmeyelim. Binanın 5’inci katındaki kütüphane, normalde gezemeyeceğiniz bina içerisindeki dokuyu görebilmek ve o tarihi asansörüne binebilmek için de büyük fırsat! (Kütüphanenin pandemi nedeni ile halen kapalı olduğunu -ya da henüz açılmadığını- da not düşeyim.) 

BİR ASANSÖRLE TARİHTE YOLCULUK

Binanın dokusu demişken, Ankara taşının kullanıldığı, barok esintiler taşıdığı, Osmanlı ve Batı mimarisini buluşturması açısından önemi gibi vurgularla da karşılaştım okumalar yaparken. Ancak bu yönde herhangi bir uzmanlık veya yetkinliğim olmadığından, bu konulardaki meraklılarını kendi arayışlarına bırakmak en iyisi. Ancak, hissettirdikleri üzerine birkaç laf edebilirim sanırım. 

Küçük Tiyatro’nun henüz holüne girdiğinizde farklı bir zamana girdiğinizi hissediyorsunuz. Yapının sütun, duvar süslemeleri yanı sıra duvarlarına yerleştirilen resim ve panolar da tarihini güçlendiriyor. Sahneye girdiğinizde de aynı şekilde; yukarıdaki alıntısında Muhsin Ertuğrul’un da “güzel kubbesi” diye niteleme ihtiyacı duyduğu tavan süslemesinden, duvarlarına, sütunlarına yayılmış incelikler; bir yandan bu zamana ait olmadığını, bir yandan zamansızlığını ispat eder nitelikte. Küçük Tiyatro kısmı dışındaki binanın içerisini çok göremesem de, yüz yaşına yaklaşmış ve halen hizmet veren o tarihi asansörüne bindiğimde, üst katlara değil, bir zaman yolculuğuna çıktığımı da rahatlıkla söyleyebilirim. Yukarıya Orhan Veli’yle çıkıp, aşağıya Ahmet Hamdi Tanpınar’la indim. 

**** Bir tek siyah beyaz fotoğraf, SALT Araştırma, Harika-Kemali Söylemezoğlu, diğer fotoğraflar Yiğit Ahmet Kurt’a ait.

KAYNAKLAR

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

5 Yorumlar
  • Cemil
    Tarih: 22:20h, 10 Kasım Cevapla

    Mükemmel olmuş eline ve kalemine sağlık

    • Nilay Örnek
      Tarih: 19:21h, 15 Kasım Cevapla

      teşekkürler

  • İsmail Saklak
    Tarih: 22:13h, 15 Kasım Cevapla

    Demek ki Evkaf’ın hikayesini bilmeden, belki de ruhuna dokunmadan gidip gelmişiz yıllarca.
    Ayamadık yani bu vakte kadar. Neyse ki yazdın, neyse ki okuduk.
    Teşekkürler Yiğit Ahmet Kurt.

  • Alev Bilgen
    Tarih: 23:25h, 15 Eylül Cevapla

    Bu sabah Ziraat Bankası Müzesine giriş için beklerken söz konusu binanın arka tarafı dikkatimi çekti. Mutlaka bir hikayesi vardır diye düşündüm. Binanın Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü binası olduğunu görünce hemen aklıma binayı ve hikayesini burada paylaştığınız geldi. Daha önce okumuştum ama binayı gördükten sonra tekrar okudum. Teşekkürler size ve Yiğit Ahmet Kurt’a.

  • Nilgün Yaya
    Tarih: 17:40h, 20 Nisan Cevapla

    Okurken gozyaslarimi tutamadım.ilk işim o asansöre binmek.dilerim bu imkanı verirler.Muhsin Beyin yazısının her satırı duvarlara kazılmalı ki herkes okusun…Ders alsın… saygılarımla

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Moda

Moda Papatya Fırın

Moda Caddesi ile Rıza Paşa Sokağı’nın kesişiminde pıtı pıtı tatlı bir binadır, altındaki fırın da ona çok yakışır. Geçen biri paylaştı, ben de hikâyelerden “Tanıyan var mı?” yazdım. Tanışıklık tanıdık birinden geldi Alper Güçlü mesaj attı: “Eşim İdil’in ailesinin apartmanı, elimizde ne varsa sana gönderelim”.

Devamı »
Fındıklı

Yağmalanan eski Akbank Genel Müdürlük Binası’nın son hali

KASIM 2023: Binanın son haline dair bir güncellemeyi buradan okuyabilirsiniz. Her kıymetli yer için “Müze olsaydı”, “… bilmem ne ailesi oraya baksaydı” söylemlerini ben pek sevmiyorum. Şahsi fikrim, yıllar içinde yavaş yavaş oturdu, bu fikri iyi de savunurum! O tür söylemler, acıyla söylenmesinin yanı sıra

Devamı »
Fındıklı

Eski Akbank Genel Müdürlük Binası

KASIM 2023: Binanın son haline dair bir güncellemeyi buradan okuyabilirsiniz. Meclis-i Mebusan Caddesi üzerinde mimar Sedad Hakkı Eldem tarafından tasarlanan, -eski- Akbank Genel Müdürlük Binası… Sonradan Aksigorta Genel Müdürlüğü olarak da kullanılan bina, 20. yüzyılın simge modern yapılarından biri sayılıyor. Peki şimdi için tamamen boşaltılan,

Devamı »
Nişantaşı

Pamuk Apartmanı

Aile apartmanları olan Pamuk Apartmanı da bu ilişkinin kalbindedir. Yazarın Kara Kitap’ında Şehrikalp Apartmanı adıyla geçen Pamuk Apartmanı, artık pek ünlü. Ben bu fotoğrafları Koreli bir turistle aynı anda çektim mesela. YIKIK-YANIK KONAKLAR DEVRİ… Muhtemelen Pamuk, babasından bütün ayrıntıları biliyor -sık anlatırmış-, ben mimarını bulamadım

Devamı »
Kefeliköy

Dikranyan Efendi Yalısı

Bu projeyle -sanal alemde de olsa- ne ilginç, ne güzel insanlar tanıyorum. Dimitri (Vafiadis) Daravanoğlu, yaklaşık 5 yıldır, sözlü tarihin izinde bir aile müzesi projesi üzerinde çalışıyormuş. O, Rum, Ermeni ve İtalyan asıllı bir ailenin İstanbul’daki son üyelerinden. Instagram’da yürüttüğü @2mi3museum Dimitri’nin Müzesi Projesi kapsamında

Devamı »
Maltepe

Bakireler Anıtı’nın Heykeli

Zamanın efsanevi Süreyya Plajı’nın içinde, denizde kalan Bakireler Anıtı‘nın fotoğraflarını ilk gördüğümde çok şaşırmış, çok da merak etmiştim; “Şimdi nerede?” Betona gömüldüğünü, İstanbul’un Maltepe semtinde, şimdi Migros olan alanın bahçesinde kaldığını yazmıştım. İlgilenenler, plajın geçmişine dair yazıyı buradan okuyabilir. Gelişmeler var; bir restorasyon duyurusu oldu

Devamı »
Erzincan

Gemi İş Merkezi (Alparslan Türkeş İş Merkezi)

Mimar Danyal Tevfik Çiper’in peşine katıldım gidiyorum:) Ankara’daki Gemi Ev (Özkanlar Evi) metninde bahsettiğim, 2017 yılında, 75 yaşındayken, Arkitera’dan Nurbanu Türgen’in sorularını yanıtlayan Çiper, şöyle diyordu: “-Evi- Gemiye benzettiler, aerodinamik olduğundan benzetiyorlar sanırım. Hiç alakam yok hâlbuki isim koymakla. Sevmem de bir şeylere benzeyen bina

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.