Mizzi Köşkü (Al Palas)

“Uzun mesafattan rüyet kabil olduğunu gösteren bir televiziyon aleti gibi gözlerim bir harika-i hissiyeyle sizi uzaklardan görmeye çabalıyor.” – Hüseyin Rahmi (Gürpınar), 1912-13 (R 1328), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Mihran Matbaası, İstanbul, s. 144.

Bu yazı, mimar ve araştırmacı-yazar Büke Uras’ın, yakın arkadaşı Moris Danon’un Büyükada üzerine belge ve fotoğraflardan oluşan geniş koleksiyonu üzerine kaleme aldığı, “Büyükada, Moris Danon Koleksiyonu” kitabının, “Ada’dan Temaşa-i Feza: Büyükadalı Gökbilimciler” bölümü temel alınarak derlendi.

İsmini daha önce sergilerde gördüğüm Büke ile bu hesap sayesinde tanıştım… Yeni kitabından bir bina seçip benim için yazmasını rica ettim. Beni kırmadı ve Mizzi Köşkü’nü seçti. Ve sayesinde ben  Mars gezegeninin ilk haritasını çizen kişiyi, bir Osmanlı gökbilimcisini tanıdım!:) Mizzi Ailesi de enteresan! Buyrunuz konuk yazarım Büke Uras anlatıyor…

KÖŞKTE BİR GÖZLEM KULESİ

“Editörlüğünü Müge Cengizkan’ın, İngilizce’ye çevirisini Melis Şeyhun Çalışlar’ın, grafik tasarımını Emre Çıkınoğlu’nun yaptığı Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitabın amacı Büyükada hakkında tetiklenebilecek tartışma ortamıyla, yapılabilecek olumlu çalışmalara dair araç olabilmek. Her Umut Ortak Arar’ın binaların mimari kadar kültür tarihine dokunan hikayelerine odaklandığı serisine dahil olmak tam da bu yüzden önemli.

Osmanlı’da modern anlamda ilk rasathane, Sultan Abdülaziz’in saltanatı döneminde, astronomiden çok meteorolojik ölçümler için kurulmuştur. 1894 depreminden sonra hız kazanan sismoloji ve astronomi araştırmalarına yönelik ilk yapıların teknik altyapısı detaylı gözlemler için yetersizdir. İcadiye Tepesi’nde hizmet veren ahşap yangın kulesinin, 1910 yılından itibaren dönüştürülmesiyle yapılandırılan tesis de verimli olmaz. Ülkede çağdaş standartlara uygun, donanımlı teleskop kulesine sahip ilk örnek olan İstanbul Üniversite Observatoryumu, ancak 1930’lu yıllarda tamamlanabilecektir.

Maltalı avukat Lewis Mizzi’nin astronomiye duyduğu ilgiyle Büyükada’daki yazlık konutuna eklettiği kule, her ne kadar amatör bir tutkunun ürünü olsa da, payitahttaki yegâne gözlem imkânını sunduğundan önemli bir bilimsel açığı telafi eder.

YETENEKLİ BAY LEWİS MİZZİ

Mizzi Köşkü’nün ilk sahiplerinin Rum olduğu ve köşkün ailenin gayrimenkulleriyle ilgili haciz davasında savunma avukatlığını üstlenen Lewis Mizzi’nin mülkiyetine geçtiği bilinmektedir. Malta kökeni nedeniyle İngiliz uyruğuna sahip Mizzi, İstanbul Levantenleri arasında saygın bir yere sahipti. Seçkin bir avukat ve diplomat aileden geliyordu. İngiliz Cizvit ve Augustinian Fathers Koleji’nde eğitim gördü.

Yüksek öğrenimini önce Pisa’da, ardından 1868’te hukuk alanında mezun olduğu Malta Üniversitesi’nde tamamladı. 1872’de Yunanistan’a ve ardından kırk beş yıl boyunca İngiliz ve Avrupa hukuku konusunda uzman olarak mesleğini icra edeceği İstanbul’a gitti. Çok dilliydi; Maltaca, İngilizce ve İtalyanca’nın yanı sıra Doğu dilleri de dahil olmak üzere bir düzine dil konuşabiliyordu. Türkçe ve Yunanca’da da tam bir hâkimiyete sahipti.

DÖNEMİN MEDYA PATRONU

İstanbul’da haftalık olarak İngilizce yayımlanan The Levant Herald ve Eastern Express gazetelerinin imtiyaz sahibi ve editörüydü. 1917’de Malta’ya dönerek başkent Valletta’ya yerleşti ve 1935’te ölümüne dek orada yaşadı. Lewis Mizzi, vatanı Malta’ya döndükten sonra, 1930’lu yıllarda Müzeler Dairesi’ne bağlı olan, ülkenin ilk doğal taş koleksiyonunun yöneticisi olmuş ve önemli bölümünü İstanbul’dan götürdüğü mineral ve kristalleri hükümete armağan etmiştir. Sekiz yüz elli parçadan oluşan geniş koleksiyon günümüzde, Malta’nın eski başkenti olan Mdina şehrinin Doğa Tarihi Müzesi’nde, Lewis Mizzi Salonu’nda sergilenmektedir.

BİRİ BÜYÜKADA DİĞERİ BEYOĞLU’NDA İKİ EV RASATHANESİ!

Nizam’daki köşkün bir astronomi kulesi dahil edilerek yeniden inşa edilmesi, İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco tarafından gerçekleştirilmiştir.

Mizzi, 4 Ocak 1895’te Sadarete yazdığı dilekçesinde, uluslararası astronomi derneklerinin üyesi olduğundan, biri Büyükada’daki evinin bitişiğine, diğeri Beyoğlu, Su Terazisi Sokağı’nda yer alan evinde olmak üzere iki rasathane kurduğundan ve gerekli gözlem aletlerini satın aldığından bahseder. Büyükada’dakini D’Aronco’nun hazırladığı plan ve haritalara göre inşa ettirdiğini, bu nedenle benzerlerinden “daha iyi” olduğunu belirtir.

Söz konusu dilekçe, rasathane bölümünün 1894 depreminden önce, D’Aronco tarafından tasarlandığını kanıtlaması bakımından önemlidir. Deprem sonrası gene D’Aronco tarafından onarılmış ve yeniden yapılandırılmıştır.

EJDERHALARIN ANLAMI

Köşk, Academy Architecture and Annual Architectural Review dergisinin 1896 yılı sayısında “Country House at Prinkipo, near Constantinople” başlığıyla yer bulur. D’Aronco’nun İtalyan Ortaçağ’ı gramerine hâkim geçmiş deneyimleri, Mizzi kulesinin astronomik gözlem işlevinin adeta bir kaleyi andıran askeri savunma yapısı kılıfıyla gizlendiği tasarım kriterlerini açıklar niteliktedir.

Achille Giuseppe Guaita tarafından tasarlanan demir işleri, 1896 yılında Triennale d’Arte di Torino’da (Torino Sanat Trienali) fotoğraflarıyla sergilenmiştir. En önemlileri, köşkün giriş revakının sütunlarına sabitlenmiş hem Büyükada’nın Aya Yorgi kültüne hem de sahibinin Malta kökeninden dolayı ülke bayrağı üzerinde yer alan “Saint George” (Aya Yorgi) Haçı’na gönderme yapan kanatlı ejderha biçimli çift aydınlatma elemanıdır.

Ejderhalar, Malta’da devam etmekte olan İngiliz idaresine karşı, Mizzi’nin de savunduğu bağımsızlık taraftarı milliyetçi yaklaşımı da gizliyor olmalıdırlar.

Guaita 1884 yılında, yine Torino’da, Esposizione Italiana Agricola e Industriale (Tarım ve Endüstri Sergisi) kapsamında, tarihi modellere sadık kalınarak tasarlanan bir Ortaçağ köyü olan Borgo Medioevale’nin usta kadrosuna dahil olmuş deneyimli bir zanaatkârdır.

Mizzi Köşkü merdivenlerinde, kanatlı ejderha biçimli aydınlatma elemanı altında, muhtemelen Mizzi Ailesi, 1920’li yıllar. Terasın özgün kapı düzeninin günümüzde farklı olduğu anlaşılan köşk, George Mizzi’den satış yoluyla Giovanni Mizzi ile eşi Giovannina’ya, onların ölümüyle oğulları Salvatore ve eşi Helena ile Spiridon ve eşi Mizzi’ye, Joseph kızı Mary’e (1889), Lewis Mizzi’nin oğlu Oswald’a ve kızı Emilia (Lily) ile kocası Levon Serviçen’e (Servitchen) geçmiştir. Teras iç duvarlarının, cephe tuğlalarının kırmızı rengini devam ettiren renk seçimi anlaşılmaktadır. Köşk bu nedenle “Al Palas” olarak anılmıştır. Moris Danon Koleksiyonu.

MİMARİ AÇIDAN DA….

Mizzi Köşkü, uluslararası art nouveau üslubunun, Ortaçağ canlandırmacılığı, geleneksel zanaatlar ve üretim tekniklerinin dahil edilerek ortaya çıkışı konusunda, benzer yöntemleri tekrarlayarak biçim bulan Osmanlı örneği olarak değerlidir.

Büyükada sivil mimarisinin uluslararası mimari yayınlarda boy gösteren tek temsilcisidir. Yerel anlamda da fark yaratmış olmalıdır ki, yakınında yer alan Armatör Arvanitis Köşkü, Mizzi’den ilham alan kırmızı tuğlalı kulesi ile Ortaçağ tarihselciliğine öykünecektir.

DENİZ MODELİ ESAS ALINIRAK

Abdülhak Şinasi Hisar, Mizzi’nin evinden, “Bir ucunda güya gazeteci gözüyle âfâkı seyredebilmesi için yapılmış bir kulesi bulunan” köşk olarak bahseder. Tepesinde yer alan ve teleskopu barındıran silindir biçimli camekân bölme, deniz feneri modeli esas alınarak kargir kuleye oturtulmuştu. Teleskop, uçaksavar sistemde, dönen disklerden oluşan bir mekanizmayla çalışıyordu. Camekân oda, 1950’li yıllarda tamamen çürüdüğünden, belediye emriyle kaldırıldı. Teleskopun akıbeti meçhuldür. Birkaç sene önce köşkün kulesinin 1950’lerde yıkılan camekanlı bölümü, arşiv fotoğrafları temel alınarak başarılı şekilde yeniden inşa edilmiştir.

DOĞDUĞU KENTTE UNUTULAN BİR GÖKBİLİMCİ

Büyükada’nın yetiştirdiği en önemli gökbilimci, Tatavla (Kurtuluş) semtinde doğan ve yazlarını Ada’da geçiren Eugenios Mihail Antoniadis’tir (Eugène Michel Antoniadi, 1870-1944). 20. yüzyılın ulus-devlet tarih kurgusu Osmanlı Rum bilimsel üretimini hatırlamamızı olanaksız kıldığından, Antoniadis doğduğu kentte unutulmuştur.

Kariyerine mimarlık okuyarak başladığı bilgisine ikincil kaynaklarda yer verilse de Sanayi-i Nefise Mektebi öğrenci listesinde ismi yer almaz. Kısa sürede astronomiye yönelik tutkusu ağır basar. 1888 yılı gibi erken bir tarihte, yetmiş beş milimetrelik mercekli küçük bir teleskopla ve daha sonra yüz sekiz milimetrelik bir teleskopla Büyükada’da ilk gözlemlerine başlar.

BÜYÜKADA’DAN GÖĞE BAKMAK…

Güneş lekeleri ve gezegenlerin engebelerinin haritasını çıkarmak için gölgeleri başarıyla yorumlayarak eskizlerini çıkartır. Antoniadis’e ilişkin hiçbir araştırmada, Lewis Mizzi’den hami olarak bahsedilmez. İki Büyükadalı gökbilimcinin tanışıklığına dair herhangi bir belge ya da tanıklık yoktur. Ancak Mizzi’nin “Sadaret’in uygun görmesi halinde, rasathanesinin anahtarını, faydalanmaları için Heybeliada Bahriye Mektebi’nin öğretmen ve öğrencilerine tahsis edeceğini” resmi olarak bildirmesi, ilgi duyanlara kulesini erişime açtığını anlamamızı sağlar. Antoniadis’in detaylı astronomi çizimleri için gerekli teknolojik altyapı Büyükada’da sadece Mizzi’nin kulesinde mevcut olduğundan, gözlemlerini Mizzi’nin izniyle kullanımına tahsis edilen kulesinde yaptığını varsaymamız yanlış olmayacaktır. Çalışma konusu olarak, büyük ve pahalı rasat aleti gerektiren yıldızlar astronomisi yerine, projeksiyon metoduyla güneş leke rasatları gibi konulara odaklanmasının başlıca nedeni teknik yetersizliktir. Güneş gözlemleri ufak bir teleskopla dahi mümkündür.

Mizzi Köşkü, 1930’lar, Çelik Gülersoy arşivi

MARS BÖLÜMÜNE BAŞKAN

Antoniadis, Büyükada’da Mizzi teleskopunun sınırlı imkânlarıyla gerçekleştirdiği gözlemlerinin sonuçlarını, Fransız L’Astronomie dergisinde yayımlanmak üzere, Camille Flammarion’un (1842-1925) 1887’de kurduğu Paris’teki Société Astronomique de France’a yollar. Bu sayede, 1891’de Fransa Astronomi Derneği’ne genç yaşta kabul edilir. Flammarion’un, Paris yakınlarındaki Juvisysur-Orge’da yer alan özel gözlemevinde çalışma teklifi üzerine, 1893’te Fransa’ya yerleşir. 1895’te kurumun müdür yardımcısı olur. Çalışmaları, Bulletin de la Société Astronomique de France’da periyodik olarak yer bulur. 1896’da İngiliz Astronomi Derneği’nin (British Astronomical Association) “Mars” bölümüne başkan seçilir.

PRİNKİPO İBARELİ MEKTUPLAR

Göksel keşfin sadece teleskoplarla mümkün olduğu dönemde, astronomik tasvirlerin tek ifade yöntemi, bilgi çizelgeleri şeklindeki grafik levhalardır. Antoniadis’in Büyükada’da topladığı kayıtlar, notlar ve gözlemleriyle ortaya koyduğu çalışmalara örnek oluşturacak on bir çizim ve yedi mektup, bu kitabın araştırma sürecinde Paris’te bir sahafta ortaya çıkarıldı.

Sistematik gözlemlerine dayalı olarak bilimsel verilerle karalama defterine aldığı notlar ve izdüşümlerden yararlandığı, karton üzerine krokilerle bir dizi veri görselleştirmesi, Antoniadis’in günümüze ulaşan en eski tarihli belgeleridir.

Karton üzerine renkli ve siyah mürekkeple resmedilmiş güneş lekeleri ve gezegenlerin isabetli çizimleri, gökbilimcinin Büyükada’da geçirdiği gençlik yıllarına aittir. Bir kısmı “Prinkipo” ibareli, Antoniadis’in yetkinliğinin kanıtı levhalar, Osmanlı astronomi tarihine katkı sağlayacak değerdedir. Antoniadis Evrakı, günümüzde, Paris Gözlemevi (Observatoire de Paris) Kütüphanesi’nde, “Fonds Eugène Michel Antoniadi” başlığı altında muhafaza edilmektedir.

Askeri lider Resneli Niyazi Bey’in de yer aldığı Nizam görünüşü. Solda günümüzde Dr. Celal Muhtar Sokağı köşesi ve Azaryan Köşkü’ne ait su kulesi, sağda ise Sir Edwin Pears Köşkü’nün bahçe duvarı ile bir sokak aydınlatma armatürü ve fonda Mizzi Köşkü’nün kulesi görülüyor. Osman Fehmi Resne terekesinden, yaklaşık 1908 yılı.

MORİS DANON KOLEKSİYONU’NDA

Ancak Paris’teki arşivin büyük çoğunluğu, Fransa’ya yerleştiği 1893 sonrasına aittir. İstisna olarak, bir sayfasında yer verilen 1891 tarihinden dolayı İstanbul’da kaleme alınmış olduğu anlaşılan, Yunanca notlar ve astronomi gözlem şemalarına ayrılmış iki küçük el yazması not defteri mevcuttur. Ancak bu defterlerde Büyükada ile ilgili herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Moris Danon Koleksiyonu’nda yer alan ve Büyükada’da gerçekleştirildiğini kesin olarak bildiğimiz yegâne örnekler olan levhalar, Antoniadis’in Paris’e işbirliği yapmak üzere başvuru niteliğindeki şahsi yazışmalarına iliştirdiği sunum paftaları olmalıdır. Belgelerin, İstanbul’da değil de Paris’te ortaya çıkması, bu varsayımı kanıtlar niteliktedir. Büyükada’dan Paris’e gönderilen çizimlerin sayısını bilmiyoruz, ancak resmi bir hükümet teşvikinin ya da herhangi bir mali destekçinin yokluğunda, sınırlı miktarda olduklarını tahmin edebiliriz.

Yazışmalar, Antoniadis’in daha gençlik yıllarından itibaren gözlemlerinin bilim camiasında tanınmasına yönelik girişimlerinin kanıtı olarak görülmelidir. Mektuplarla ilişkili olmayan, 1890 yılında İstanbul’da, siyah haleler şeklinde resmedilmiş takımyıldız çizimleri de bulunmaktadır. Antoniadis, Büyükada çizimleri sayesinde Fransa’ya davet edilerek teorilerini temellendireceği gelişmiş teknik olanaklara kavuşur ve böylece tek başına hareket eden tutkulu bir amatörden, uluslararası işbirliklerinin parçası olacağı uzman bir bilim insanına dönüşme imkânı bulur.

BİYOGRAFİSİ DE KALEME ALINMIŞ

Çizimleri, Journal of the British Astronomical Association (İngiliz Astronomi Derneği Dergisi) gibi prestijli yayın organlarında gravürler aracılığıyla yer bularak yaygınlık ve tanınırlık kazanır. Fransa’ya taşındıktan bir süre sonra, danışmanı Flammarion ile arası açılmaya başlar. Biyografisini kaleme alan William Sheehan’a göre, Flammarion’un Antoniadis’in çalışmalarını sahiplenmesi gerginliğin nedenidir. İtalyan Giovanni Schiaparelli (1835-1910), 1877 yılına dayanan Mars gözlemlerinde, gezegenin yüzeyinde yoğun bir doğrusal ağın varlığını gözlemledi ve buna İtalyancada “kanallar” anlamına gelen “canali” adını verdi.

Ancak gezegen yüzeyinin doğal oluşumlarını ifade etme niyetindeki terim, yapay düzenekleri ima ettiği düşünülerek yanlış anlaşıldı ve Mars’ta yaşama dair uzun süre devam edecek varsayımlar yapılmasına neden oldu. Antoniadis, “Mars kanalları”nın varlığı konusunda haklı olarak şüphe duymaktaydı ve Flammarion ile görüş ayrılığı vardı. 1902’de yaşadıkları tartışma sonrasında Fransa Astronomi Derneği’nden ayrıldı. Aynı yıl Paris’te, Yunan Ortodoks Katedrali’nde, Rum asıllı Catherine (Ketty) Sevastopulo ile evlendi.

AYASOFYA’NIN TASVİRİ

Antoniadis, 1904 yılından itibaren mimarlık konulu çalışmalarına ağırlık vermeye başlamıştır. Ayasofya’yı fotoğraflamak için Sultan II. Abdülhamid’den izin almayı başarır. 1907’den 1909’a kadar Atina’da Yunanca yayımlanan üç cildin konusu olacak, “Ayasofya’nın Tasviri” başlıklı kitabında, fotoğraf ve planlar eşliğinde, yapının geometrisi ile güneşin rotası, ışık ve kozmolojinin birlikteliği gibi hem bir gökbilimci hem de bir mimar hassasiyeti ile yaptığı gözlemlere yer verir. 1909’da Fransa’ya dönerek, yöneticisi Henri Deslandres’nin seksen üç santimetre açıklığa sahip büyük ekvator teleskopunu kullanımına tahsis ettiği, Paris yakınlarındaki Meudon Gözlemevi’nde çalışmaya koyulur.

MARS UZMANI!

Teknolojik yeterlilik, kesin çizimler yapmasına ve Mars kanallarının yalnızca optik illüzyonlar olduğunu kanıtlamasına imkân tanır. 20 Eylül 1909 tarihinde, Meudon Gözlemevi’nde yaptığı çalışmalara dayanarak ortaya koyduğu detaylı Mars haritası, kanalların sözde varlığına yönelik teoriye son darbeyi indirir. 1930 yılında Mars Gezegeni başlıklı çalışmasını yayımlayınca, en önemli Mars otoritesi addedilmeye başlanır. Kitapta yer verilen Mars haritası, Uzay Çağı’na kadar kullanımda kalacaktır. 1934 yılında Antoniadis, güneş sistemindeki en küçük ve güneşe en yakın gezegen olan Merkür’ün kraterleriyle detaylı haritasını çizer. Antoniadis, Alman işgali altındaki Paris’te, 1944 yılında vefat eder. Ay üzerindeki “Antoniadi Krateri”, Merkür üzerinde bir dağ olan “Antoniadi Dorsum” onun ismiyle adlandırılmıştır. Geceleri yıldızları görüntülerken hava koşullarını sınıflandırmak üzere geliştirdiği “Antoniadi ölçeği” sistemi, günümüzde amatör gökbilimciler tarafından hâlâ kullanılmaktadır.

MİZZİ KÖŞKÜ’NÜN HOTEL SAN REMO DÖNEMİ

Dünya Savaşı sonrasında başlayan ve Cumhuriyet’in ilanıyla hızlanan demografik dönüşümle Ada köşklerinin mülkiyeti büyük çapta el değiştirir. Yapıların yaşatılabilmesi için otelcilik, alternatif ve yaygın bir kullanım şekli haline gelir. Pek çok yazlık konutun otele dönüştürülmesi, dış göçler ve tahliyeler ile siyasi yeniden yapılanmanın geçiş döneminde beliren hukuki belirsizlikler ve mülkiyet sorunlarına geçici bir çözüm getiren tipik bir uygulamadır. Bu uygulamaya örnek olarak Mizzi Köşkü, 1930-1940 arasında Hôtel San Remo isimleriyle hizmet verir.

KAYNAKLAR

Fotoğraf notları

  • Ana görsel: Mizzi Köşkü’nün 1896’da La Triennale, Giornale Artistico Letterario’da yayınlanan fotoğrafı. (Brayda, 1896, 59)- Sanat Tarihi Dergisi’nde Hatice Adıgüzel’in çalışmasından aldım.
  • Tüm yeni ve renkli fotoğraflar, iç mekan, ejderha biçimli aydınlatma vs. benim arşivimden İstanbul Bineali kapsamında Mizzi Köşkü’nü gezmiştim, o dönemde çektiğim bir fotoğraflar.
  • Gözlem kulesinin restorasyon öncesi ve sonrası sonrası hali Gök Yapı’nın sitesinden aldım

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Daday

Ballıdağ Sanatoryumu

Kastamonu, değerinin az bilindiğini düşündüğüm şehirlerden; doğasından pastırmasına, eski yapılarından mantarına çok kıymetli, Daday ilçesi ayrı güzel. Benim Kastamonu’yu sevme nedenim, orayı birlikte gezdiğim Ece Aydın’dır sanırım. Eski bir öğretmen olan annesinin adı İksir. Onun adına açtıkları etkileyici konaklama mekanı İksir Çiftlik Evi’nde, eski konak

Devamı »
Nişantaşı

Kamelya Apartmanı

Adı niye Kamelya? Adını çiçekten mi, isminin ilhamı çiçekten gelen bir kadından mı alıyor? Mimarı kim? Kaç yılında yapıldı? Bulamadım. Ama apartman 30’lı yıllarda var, nereden mi biliyoruz, ünlü hikâyelerden. En ünlüsü Sabahattin Ali ile ilgili olan; çokça yazılan. SABAHATTİN ALİ’NİN GİZLENDİĞİ O APARTMAN Türkiye

Devamı »
Zeyrek

Betoven Apartmanı

Ya sonra bana “Bu apartmanların, apartman isimlerinin hikâyelerini niye merak ediyorsun?” denmiyor mu? Bunu okuyun; ef-sa-ne… 10-15 kişi dün bana, klasik müzik yayıncısı Serhan Bali’nin bir Twitter paylaşımını gönderdi; “Nilay Hanım nasıl sizden kaçmış” gibi notlarla… Konu, Fatih Kadınlar Pazarı‘nın ortasında satıcıların arasında kalmış bir eski

Devamı »
Merter

Vakko Binası

Bir fabrika binası, bir çocuğun zihninde ne kadar yer edebilirse bir zamanlar Merter’de olan Vakko Fabrikası, o derece aklıma kazınmıştır. Güzeldi, farklıydı, ilgi çekiciydi, acayipti… Küçükken otomobille önünden her geçişimizde onu görmek için çaba sarf ederdim. Yolda sıkıldım; onu görünce bir şekilde eve yaklaştığımı anlar,

Devamı »
Nişantaşı

Keçeci Apartmanı

Duygu Aydemir, tam da burada yapmak istediğim şeylerden birini gerçekleştirmem için bana şahane bir mesaj atmış. Bir binanın hikâyesi olması için illa ki içinde dünyaca ünlü şahsiyetlerin oturması ya da Art Nouveau öğelerle süslü olması gerekmiyor.  Bugün Nişantaşı’nda bir ailenin 4, hatta Duygu Hanım’ın 11

Devamı »
Galata

Petraki Han

Bu gün bu sitenin kadrolu yazar-araştırmacılardan biri konuk yazarım; iç mimar Didem Avincan. Buyrunuz: “İngiltere Lancashire’dan Angela Fry uzun süredir araştırdığı aile geçmişi ile ilgili bulduklarını bir blog hazırlayarak paylaşmaya karar vermiş. Benzer konularla ilgilenen ama tanımadığı daha fazla kişiye ulaşmak, bilgiyi büyütmek amacıyla… İyi

Devamı »
Bebek

(Dr. Natuk) Birkan Apartmanları

Mimarlık tarihiyle ilgilenip de Birkan Apartmanları’nı bilmeyen yoktur sanırım. Bir de ben bahsetmesem olur(du) tabii ama binaları çok seviyorum, bu bir; Haluk Baysal-Melih Birsel ikilisinin çalışmaları her daim favorilerimden, bu iki; bir de Natuk Birkan’a taktım, bu da üç… Peki Natuk Feyyaz Birkan kim? (Fotoğraflarda

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.