Ahmet-Mica Ertegün Evi

Yapım Yılı: 1971-1973

Bodrum’daki bir akşam yemeğinde “Ahmet-Mica Ertegün Evi’nin satılık olduğunu” duydum. Daha önce satıldığına dair bir haber görmüştüm. Baktım, 2013 yılında 13 milyon Euro’ya – o dönem 32 milyon 500 bin TL imiş- satılmış. Alanın ismi saklı tutulmuş. “Yeniden mi?” diye düşünüp biraz bakındım, bulamadım, sorunca anladım ki, ev ilansız satılıyor…

Ev, bugün önündeki bitkilerin de etkisiyle, eskisine nazaran görünmez, saklı halde. Tabii ki yapıldığı yıllarda denizle mesafesi birkaç adım, şimdi biraz daha fazla.

İçini görmek için can atıyorum; alıcı rolü yapsam, yapamam:) Döndüm eski fotoğraflara. Yeniden Ahmet Ertegün’ün aklı, Mica Ertegün’ün eşsiz zevki ve Turgut Cansever’in ustalığı, felsefi bakışı, bilgi ve sezgileriyle tasarlanan bu evi inceledim durdum.

Siz de okuyun istedim.

ZEVKLİ BİR ÇİFT

Malum, Atlantic Records’un kurucusu Ahmet Ertegün; Aretha Franklin, The Rolling Stones, Led Zeppelin, Ray Charles gibi kıymetli isimleri müzik dünyasına kazandıran bir yapımcı. Romanya doğumlu eşi Mica ise ortağıyla kurduğu MAC II adlı tasarım firmasıyla dünyanın dört bir yanında pek çok ev dekore etmiş yetenekli bir iç mimar. İkisi de gustosu yüksek, zevkli insanlar. New York’taki evleri de dillere destan.

YIKIK DÖKÜK SALİH EFENDİ KONAĞI

Ertegün’ün babası 1930’larda ABD büyükelçisi; İstanbul’da da evleri var ama yol o zamanlar daha zorlu, ağırlıkla yazları seyrek aralıklarla geliyorlar. “Hiçbir zaman uzun süreli olarak orada yaşamadım. Ama Mica ile birlikte bir gün kıyıda bir yerde ev almayı hep ummuştum” diyor Ahmet Ertegün. (Elle Decor dergisinden Mitchell Owens’a 1992 yılında verdikleri röportajda. Fotoğrafların bir kısmı da oradan, Marianne Haas’a ait.)

Otomobille yaptıkları bir yaz seyahatinde çift, aradıkları o lokasyonu buluyorlar… Bodrum limanında her yeri tarihle donanmış, Bodrum Kalesi manzaralı o ‘yıkık’ konak: Salih Efendi Konağı.

Ertegün, 19. yüzyıla ait bir haritada mülkün köyün ağasına ait konak olarak işaretlendiğini, içinde konak sahibinin haremi için ayrı bir yapı bulunduğunu, temeli, taş cephesi sağlam olsa da içinin çok kötü durumda ve moloz yığınıyla dolu olduğunu hatta eşi Mica’nın evle ilgili şüpheleri olduğunu anlatıyor.

“TURGUT, OSMANLI’YI İYİ BİLİYORDU”

Ancak ev alınıyor ve o dönemde Bodrum’da bir projede çalışan Turgut Cansever’e ulaşıyorlar.

“Turgut, Osmanlı kültürünü çok iyi bilen bir bilim insanı ve tarihçiydi, bu yüzden onunla çalışmak istedik. Yeniden inşa süreci oldukça yoğun geçti ve iki yıl sürdü. Bodrum’da bütün evler küçüktür,. Bu çevredeki en büyük ev olmasına rağmen yine de çok dardı. Biz de cephesine hiç dokunmadan, arka kısmı genişleterek alt kattaki odaları büyüttük” diye anlatıyor Ahmet Ertegün. Evin yapımına 1971’de başlanıyor, 1973’te bitiyor.

Ahmet Ertegün Evi'ne kendim girdim, gördüm

Ne şans, nasıl istemişsem Temmuz 2025’te eve girme ve her yerini gezme fırsatı buldum.

C. ve T.’ye minnettarım. İsim vermiyorum çünkü insanlar bir garip; eve girmek için bu kişilerin başını şişirsinler istemem.

Tesadüfen evi bizimle aynı anda gezen bir mimar ve galeri sahibi de vardı. Tabii birbirimizi tanımıyoruz, heyecanımız ortak ama elimizi koyunuz nasıl koyacağımızı bilmiyoruz:) Fotoğraf çekmek için izin aldık ama 35 yıldan uzun süredir çifti tanıyan ve bize rehberlik yapan kişi hızla bir dolu bilgi veriyor. O sırada evin içinde yürüyoruz, eve büyük bir özellik veren ahşap paravanlar büyük ölçüde kapalı olduğu için biraz karanlık. Bu arada evde temizlik günü, bir hareketlilik de var. Ev büyük; bahçe ve ötesindeki misafirliklerle birlikte o kadar çok oda ve obje var ki, gez gez bitmiyor:)

SANAYİ CASUSU GİBİ FOTOĞRAF ÇEKMEK

Keyifle, düzgün fotoğraf çekmekten çok, bir sanayi casusu gibi davranmışım denilebilir. 363 fotoğraf çekmişim, Sinan Hamamsarılar da benim 4-5 fotoğrafımı çekti sağ olsun.

Kendim girdim, gördüm; gözlemlerle, sohbetlerle ek bilgiler…

“HAMAMI” GÖRMEK!

Bazı metinlerde “hamam” olarak adlandırılan ana binadaki banyo ya da banyoları çok merak ediyordum. En az fotoğraf banyodan vardı.

Mermer ve kısmen çini kullanılan bu alanlara niye hamam dendiğini tahmin edebiliyorum. Birinde görülebilir bir yuvarlak ışıklık, bir diğer banyoda da kendisi görünmeyen ama duvarda ışık oyunları yapan böyle bir pencere var.

Mica Hanım dekorasyonuyla, yatak odaları ya da banyolar da dahil her yerde uzun vakit geçirme imkanı mümkün gibi.

Bazı banyolardaki ahşap raflara kitaplar bile konulmuş.

KİLİMLER TÜTÜN İPLİĞİNDEN

Genellikle makyaj masası olarak kullanılabilecek alanlar ve sandalyeler var.

Bizi gezdiren etkileyici kişiden öğrendik ki yerdeki kilimler tütün ipliğinden yapılmış. Orada görevli olan hanımefendiler yapıyorlar. Şahaneler. Bunlar ilk bittiklerinde biraz sarımtırak, yıkandıkça beyazlayan örtüler.

Evin içinde alt katta taşlar ve mermerler bir arada kullanılmış. Bazı alanlarda çok güzel eğimler var.

HOP OTURUP HOP KALKIN:)

Masalar genellikle bahçeye kurulurmuş; uzun masalara eşlik eden sandalyeler yan yana sıralar halinde duruyor. Evi gezdiren kişi hasır sandalyeleri bize “Dünyanın en rahat sandalyeleri” diyerek ironi ile gösteriyor! “Mica Hanım pratik ve zamanı iyi kullanan biriydi. Hadi oturalım, kalkıp şuraya geçelim vesaire derdi. Oyalanılmazdı”…

Çok bilirim bu insan tipini:)

Mutfağı da görüntüledim ama içinde görevliler vardı. Geniş ama daha çok görevlilerin çalışması için yapılmış çok da özelliği olmayan -en azından bugünkü haliyle- bir mutfak.

ÇİFTİN ANTİKA SEVDİĞİNİ ‘BİRAZ’ BELLİ:)

Bu evi anlattığım uzuuun yazı dizisinde Mica Ertegün’ün konağın harap halini “fazla harap” halde bulduğunu, bunun yanı sıra küçük bulduğunu da yazmıştım.

Ancak Turgut Cansever’in dört duvarı kalmış bir haremlik-selamlıktan dönüştürdüğü ev, geniş salonları, terası, misafir odalarıyla hiç de küçük sayılmaz.

Ancak ailenin misafiri çok malum.

Ana bina kocaman bir bahçeye açılıyor. o bahçeden de iki katlı misafir evlerine gidiliyor. Bu binalar sonradan yapılmış. Ama çok uyumlu, hele de mobilyaları, dekorasyonu sayarsak aynı evin devamı geziliyormuş gibi.

Çiftin antika sevdiğini anlamak için alim olmaya gerek yok.

Bazen birer dolap kapısı bulmuşlar mesela, dolabın gerisini onlar tamamlamışlar.

EVİN ODALARI ARASI TELEFON REHBERİ

Mica Hanım’ın çokça perde sevdiğini de düşündüm. Sadece pencereler için değil paravan olarak kullanılan perdeler de var.

Benim en sevdiğim ayrıntılardan biri Ahmet Ertegün’ün çalışma masasında gördüğüm “telefon rehberi” idi. Evin odalarının birbiriyle konuşmasına yarayan ev içi bir sistem var; tıpkı otel gibi.

PAŞA ODASI… RENKLİ ODALAR

Paşa Odası, Yeşil-Sarı-Mor-Mavi Oda gibi oda isimleri, yatak oda, çamaşırhaneden mutfağa bazı çalışma alanlarının numaraları hepsi Ahmet Bey’in masasında duruyordu.

Yani evin kaç bölüm olduğunu siz anlayın.

Ev ile ilgili paylaşımlar yaptığımda çok insan “Eve kim bakıyor?” diye sormuştu. Bodrumlular biraz daha duruma hakimdi.

Evde eve bakmak için kalan görevliler var.

Evin ahşap panjurları kapalı, bazı eşyalar -zaten ilk alındıklarında bile muhtemelen eski/antika olduklarından- biraz yıpranmış da olsalar yıllardır sahiplerinin gelip gitmediği evde toz yoktu.

Eşyalar neredeyse harfiyen dergilerde ya da fotoğraflarda gördüğüm haliyle.

Sadece Ahmet Ertegün çiftinin müze envanterine kaydedilen birkaç eseri ölümlerinden sonra teslim edilmiş.

Malum çiftin bahçesi antik bir alan.

ALIP KEBAPÇI YAPMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEYEN OLMUŞ!

Ve yine bana soralan sorular ışığında bazı bilgiler vereyim.

1- Ev satılık, ekspertiz ile 13-14 milyon dolar arası fiyat belirlenmiş. Satanlar Ahmet Ertegün’ün yeğenleri, Türkiye’de yaşamıyorlar. 12 milyon dolara kadar inilmiş bir alıcı için ama anlaşılamamış.

2- “Müze olsun” diyen çok…. Ama sanki biraz zor! Türkiye’de olan müzelere ilgi bir yana, deprem ve yenileme nedeniyle kapanıp açılmayan müze sayısı 33 imiş. Konumuza dönersek; esas mesele alan kişinin niye alacağı ve nasıl değerlendirileceği. Paylaşırken yorum yazanlar arasında “Birinin alıp kebapçı yapma olasılığı” üzerinde duranlar vardı. Klişe bir şaka gibi. Ama ismi bile bende var. İstanbul’dan evi almak için gezip kebapçı olarak baktığını söyleyen bir beyefendiyi duydum. İnanılmaz! Ve yuh afedersiniz.

3- Esas evi gezen bizler, evin eşyasız fiyatının bu olduğunu ve eşyasız satıldığını öğrenince şaşırdık. Çünkü evi gezerken evi eşyasız düşünmek biraz imkansız. Her parça çok düşünülüp aranıp bulunup oraya konulmuş gibi. Evi ev yapan bir şekilde eşyaları da sanki.

Ama tabii pek çoğu zaten zamanında bile eski, antika olan eşyalarla rahat yaşamak da kolay değil gibi. Her şey kalsa bence sandalyelerin en azından değişmesi gerekir. Ama satın alan umarım güzel bir teklifte eşyaları da alabilir.

4- Bu serideki fotoğraflarda ağırlıkla iki şömine ile büyük salondan ayrıntı vermeye çalıştım. Özellikle Mica Ertegün’ün Jonathan Becker’in çektiği -bence- ikonik fotoğrafında duvarda gördüklerim beni çok etkilemiş ve ilham vermişti. Ben onları ahşap baskıda kullanılan kalıplardan sanmıştım. Hatta elimdeki kalıpları evde asmayı düşünmüştüm. Ancak onlar, çiftin evi aldıklarında kalıntılar arasında buldukları (burayı umarım yanlış anlamamışımdır) bir takım sandıklardaki seramik parçalarmış. Tarihi eseri olup olmadığı da kontrol edilmiş ama öyle olmadıkları ortaya çıkmış.

5- Aga Khan Mimarlık Ödülü’nü Türkiye’den ilk bu ev almıştı, onun metni de evde çerçevelenmiş.

“DÜNYAYI HER YÖNÜYLE GÖRME HAKKI”

“İç dış bağlantısı insanın bakma ve dünyayı her yönüyle görme hakkının korunması o hakkın sağlanması ve bundan doğan güzelliğin Ertegün Evi’nde yer alması amaçlardan biriydi” diyen mimar Turgut Cansever ise şunları söylüyor:

“Üst katlar özellikle manzaraya doğru yönelirken zemin kat bahçeye açılıyor. Bu durumda bahçeye açılan açıklıkların farklı yerlere bakması dolayısıyla açılma biçimlerinde de farklılık olmasının yararlı olacağını düşündüm. Denize, kaleye doğru bakan sokak cephesinde ise pencere kapakları iki yana doğru açılıyor. Arka cephede bahçeye bakarken bunların bir kısmı yana doğru açılıyor, diğer bir kısmı ise tekrar yukarıya doğru açılıyor. (…) Mica Hanım’ı Çini Köşk’e götürdüm, müthiş etkilendi. Bu şekilde çiniler kullanmaya karar verdik ve kullanılma alanı olarak aslında yine bizim tarihimizde çok önemli olan yıkanma alanı olsun dedim. Hamam, yıkanma önemli bir yer. O yere özel bir önem vermek gerekir dedim ve dosdoğru yıkanma alanlarında seramiği kullandık.” ( Nasıl Olunur’daki hamam bölümümü dinleyiniz).

“ARKEOLOJİK KALINTILAR BULDUK”

Bir Osmanlı dönemi konağını Turgut Cansever ile birlikte 20. yüzyıla ait, modern bir ev haline getiren Mica Ertegün, “Bodrum insanoğlunun bildiği en eski yerleşimlerden biri, bir uygarlık beşiği. Bahçeyi yaparken mozoleden düşmüş antik mermer parçaları ve arkeolojik kalıntılar bulduk” diyor röportajında.

O KALİTELİ BİZDENLİK…

Her Umut Ortak Arar için 500’e yakın bina yazdım. Ertegün Evi herhalde “Keşke içinde yaşayabilsem” dediğim nadir evlerden.

Turgut Cansever’in her işine hayranlıkla bakıyorum. Üstelik bu binada ‘rüya takım’ oluşturulmuş; Mica Ertegün’ün zevkiyle ile bir sanat eseri ortaya koymuşlar.

Evin içinde gölgeler oluşturan, istendiğinde güneşi kucaklatan, rüzgâr geçişlerini dengeleyen, İstanbul Boğaz yalılarından, Osmanlı dönemi mimarisinden ilham alan o ahşap paravanlar misal nedir? Bakmaya doyamıyorum…

Ya da o dekorasyon, o sadelik, o ‘kaliteli bizdenlik’… Eşsiz.

HER UMUT ORTAK ARAR'A ÖZEL KARELER

Mimar ve mimarlık fotoğrafçısı Cemal Emden ile Ahmet, Mica Ertegün Evi hakkında sohbet ederken, “Ben o eve girdim, fotoğrafladım” dedi. Vov!

Hemen “Hamam” diye nitelendirilen banyo ile ilgili hiçbir fotoğraf bulamadığım için “Banyonun da fotoğrafı var mı?” dedim. “Tabii. Turgut Bey mimari fotoğraftan da çok iyi anlardı. Beni bir köşeye çekti ve ‘Şu açıdan çek. Hem Çinililer hem yatak odası gözüksün’ dedi” dedi Cemal. İkinci kare! O kare 1992’de çekilmiş, 2019 yılına ait kareler de var.

O karelerde de bahçeyi, o ahşap kepekleri çok daha iyi görüyoruz…

Ve çok acayip bir şey söyledi  Cemal Emden, mimar Turgut Cansever, içerdeki kolonlara dokunarak “Bak” demiş “bunların dokusu-sıvası farklı”. Ev içi yıkık olan bir konaktan dönüştürüldüğü için evin eski varlığı düz, yeni yapılan parçalar farklı dokuda! Bilen görür, anlar  Şahane, şahane…

Evi alan gözü gibi baksın, beni de bir kahveye çağırsın! Lütfen. 📸 @cemalemden

İSMİNİ BULDUM GALİBA: AĞA KONAK

Mica Ertegün’ün -pek kaynak gösterilmeyen- yukardaki şömineli fotoğrafı Jonathan Becker’a ait; Vanity Fair için çekilmiş. Fotoğraflara bakılırsa Becker, yazıda “Rock‘n’roll’un First Lady’si” olarak tanımlanan Mica Ertegün (o dönem 90-91 yaşında olmalı) ile hem Bodrum’daki evde hem de Ertegünler’in ‘Ioana Maria’ adlı yatlarında vakit geçirmiş. Yatın adını görünce gülümsedim çünkü Romanyalı aristokrat bir aileden gelen Mica Hanım’ın doğduğunda ismi Ioana Maria Banu.

İlginç gelen; 2017 tarihli foto-haberde Ertegün Evi’ne “Aga – Ağa Konak” denilmesi. Ertegünler için evin ismi oydu belki de. Hem Ahmet Ertegün içi harap halde satın aldığı Salih Efendi Konağı’nın 19. yy’da köyün ağasına ait haremli bir yapı olduğunu keşfetmişti, hem de ev, Turgut Cansever mimarisi ile Türkiye’de Ağa Han, Aga Khan ödülü almış ilk yapı; Ağa Konak da yakışır!

BOĞAZ YALILARINDAN İLHAMLA

Mitchell Owens, 1992 tarihli Elle Decor yazısında şu ayrıntıları veriyor: “Odalar, minderli sedirler, el dokuması halılar, alçak masalar, işlemeli pamuk perdeler ve yumuşak tonlarda eski Türk ahşap kaplamalarıyla döşenmiş. Alt kattaki odalar, ağaçlarla çevrili bir bahçeye açılmakta; öğleden sonra esen rüzgâr başladığında, bu açıklıklar büyük meşe panjurlarla korunuyor. Panjurlar, Boğaz’daki yalıların oyma ahşaplarından esinlenerek tasarlanmış. Ev, dış mekâna kolayca açılıyor. Güneşten koruyan gölgelikler altında açık havada yemek yenecek ya da içki içilecek alanlar sunuluyor.”

MOBİLYALARIN YÜZDE 99’U PAZARLARDAN

Mica Hanım’ın pazar tarifine bayıldığım şu önemli noktayı da ekleyeyim: “Mobilyaların yüzde 99’unu yerel pazarlardan aldım…Orada şeftaliden sütyene kadar her şeyi bulabilirsiniz. Amerika’dan yalnızca yatak çarşaflarını ve paslanmaz çelik çatal-bıçak takımını getirdim.”

TÜRKİYE’NİN İLK AGA KHAN ÖDÜLLÜ YAPISI

Ertegün Evi, Türkiye’ye ve -aynı ödülü 3 kere alan- Turgut Cansever’e ilk Aga Khan Mimarlık Ödülü’nü getirmiş. Aga Khan (Ağa Han) jürisi “İki sahil evinin yaratıcı biçimde korunması… Yeni yapıların, eskileri doğrudan taklit etmeden duyarlı biçimde eklenebileceğini gösteriyor” yorumunu yapmış…

KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ…

Ahmet-Mica Ertegün çifti çevresi geniş insanlar. Bodrum’daki evlerine, teknelerine de pek çok şöhretli isim konuk olmuş. Mick Jagger, Henry Kissinger, Eric Clapton, Dustin Hoffman, Sting, Oscar de la Renta, Ella Fitzgerald gibi isimleri, Rockefeller ve Rothschild ailelerinin bazı fertleri bu evde ağırlanmış.

İlk defa evin dekorasyonu hakkında mimarisinden daha çok şey okudum. Amerikan Dergileri çiftin popülerliğinin de etkisiyle 70’li yılların sonundan 2010’lu yıllara kadar pek çok defa ev hakkında metinler yazmış. Her bir dosya için Bodrum’da günler geçirilmiş.

PEK ÇOK KÜÇÜK OBJE YERİNE TEK BÜYÜK OBJE

Sanırım Mica Ertegün, “ıncık cıncıkçı” benim 40 yılda kavradığım şeyi bir cümlede söyleyivermiş Vogue dergisi röportajında: “Genel olarak eşyalara karşı pek bir his beslemem, her yerde duran küçük objelerden ve dağınıklıktan nefret ederim. Bir sürü küçük obje yerine iki büyük şeye sahip olmayı tercih ederim”.

Her eşyasına bağlanan ve çok eşyacı benim gibilerine ders gibi ders!

MOBİLYALARIN YÜZDE 99’U PAZARLARDAN

Mica Hanım’ın pazar tarifine bayıldığım şu önemli noktayı da ekleyeyim: “Mobilyaların yüzde 99’unu yerel pazarlardan aldım…Orada şeftaliden sütyene kadar her şeyi bulabilirsiniz. Amerika’dan yalnızca yatak çarşaflarını ve paslanmaz çelik çatal-bıçak takımını getirdim.” (Elle Decor)

Umarım ev aynen korumuştur… Ve birileri beni davet edip gezdirirlse de çok mutlu olurum:)

TÜRK EVİNE DÖNÜŞTÜRMEK

Dekorasyonu, eşyaları merak edenler için 1977 Vogue Dergisi’ndeki William P. Rayner yazısından, fotoğraflar Karen Radkai‘nın.

“Mica’nın son ışık işleri, Ege kıyısındaki Türkiye’nin küçük liman kenti Bodrum’da (nüfus yaklaşık 7000) yer alıyor. İlk ziyaretimiz beş yıl öncesine dayanıyor, Mica evi yeni almıştı. Ev mi dedim? Bu yapıdan ibaretti: iki blok taş bina, çatısız ve döşemesizdi, aralarında bir kemerle birbirine bağlanmıştı; kemerin altında bir geçit vardı ve bu geçit, darmadağın turunç ağaçlarıyla dolu bir koruya uzanıyordu. Ağaçların tek sakinleri bir Habeş kedisiyle beş zavallı yavru kediydi. Başka da bir şey yoktu. Orada marangoz, elektrikçi, tesisatçı, sıvacı, boyacı ya da usta yoktu. Bu enkazdan bir anka kuşunun doğuşuna tanık olmak olağanüstüydü. Sorun çözme becerisi sayesinde, hata oranını minimuma indiren Mica’nın özel sezgisi vardı; yıkıntıların düzgün şekilde organize edildiğinde nasıl görüneceğini öngörebiliyordu. Ancak altyapı tamamlandıktan sonra daha da zor bir sorun gündeme geldi: çıplak duvarlı mekânları gerçek bir Türk evine dönüştürmek. Mica, Osmanlı görünümünü anlamak için birçok kitap taradı; ama pufları kaplayacak zanaatkârı nereden bulacaktı? Banketleri kaplayacak, koltukları döşeyecek, başuçlarını perdeleyecek, perdeleri dikecek zanaatkârlar? Sonra arkasına yaslandı ve düşündü: “Bunu Türk usulüne dönüştürmek için bana kim yardım edebilir?” “Biliyorum,” dedi, “ihtiyacım olan yetenekli bir Porto Rikolu.” Ve böylece, kumaş uygulamasında öylesine usta olan Louis Perez’i çağırdı ki, bir çadırı bile Palladio tarzı bir salona dönüştürebilirdi.

İkinci yıl, Louis ve Mica’nın küçük çaplı bir üretim atölyesi yürüttükleri görüldü; çırakları, (…) başları örtülü, rengârenk bluzlar ve bol pantolonlar giymiş kadınlardı. Bu kadınlar, yerde bağdaş kurmuş bir şekilde oturur, dikişle uğraşırken sanki eski bir minyatürden çıkmış gibi görünürlerdi. Ama Mica’nın amacı geçmişi yeniden canlandırmak değildi; onun ilgisi, gelenekle uyumlu biçimde, yerel mimariyi benimseyerek ve çevresine dekora uyarlayarak yeni bir atmosfer yaratmaktı. Her evin kendine özgü bir sahnesi olmalıydı.”

KENYA’DAN YUMURTALAR

Fotoğraf altlarından birtakım bulgular:

“Mica beyaz sedirler ve bit pazarından aldığı sandalyelerin üzerindeki çizgili kumaşlar için elde dokunmuş Türk pamuklarını kullandı. Sekizgen masa, sedef kaplama kaplumbağa kabuğundandı ve o da Türktü; sol duvarda çerçevelenmiş eski bir hat sanatı yer alıyordu”

“İstanbul ve İzmir’deki pazarlardan alınan Edirne tepsileri, Mica’nın marangozunun yaptığı sehpaların üzerine yerleştirildi. Zemin yerel mermerdendi; sardunyalar yerel kavanozlarda açıyordu; yalnızca sol köşedeki deve kuşu yumurtaları ithaldi — Mica’nın Kenya’dan getirdikleri”

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

4 Yorumlar
  • Nihat Sinan Erül
    Tarih: 12:08h, 22 Temmuz Cevapla

    Harika bir çalışma olmuş … Eline sağlık Nilaycım

    • Nilay Örnek
      Tarih: 13:55h, 22 Temmuz Cevapla

      Sağol Sinan:)

  • Bora Bilgin
    Tarih: 06:38h, 16 Ağustos Cevapla

    Harika, yazı da fotoğraflar da harika. Teşekkürler

    • Nilay Örnek
      Tarih: 15:38h, 24 Ağustos Cevapla

      Sağolun:)

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Galata

İngiliz Postanesi (Postane İstanbul)

“Sosyal, çevresel ve kentsel etki odaklı çalışmalara, ortak kültürel üretimlere ev sahipliği yapacak olan Postane, 9 Ekim Cumartesi kapılarını açıyor!” duyurunusu görür görmez, benim için Mekânda Adalet Derneği’yle de özdeşleşen, @postaneistanbul‘un kurucu direktörü sevgili Yaşar Adanalı’dan binayı yazması için ısrarcı oldum. Yaşar, en “Özlemiyorum” diyene

Devamı »
Cihangir

Güneşli Sokak

Yılların Güneşli Sokak’ı… İstanbul Cihangir’de oturup da bilmeyen yoktur.  10/7/2020 tarihinde açıklanan bir kararla Beyoğlu Belediye Meclisi, ‘Kapıcılar Kralı’ ve ‘Çöpçüler Kralı’ filmlerinin çekildiği sokağın adının Kemal Sunal Sokağı olmasına karar vermiş. Sokakta oturanlar, evleri-anıları olanlar ne hissediyor, nasıl bakıyor merak ediyorum. Kaydını düşelim; üç

Devamı »
Asmalımescit

Temel (Masumlar) Apartmanı

Bir ev, villa, hele de apartman ‘içinde dönen’ senaryoların her zaman ayrı bir cazibesi var. Bir apartmanın içindeki diyaloglardan birkaç sezon aşk, gerilim, insanlık, hayat dersleri dolu bir dizi çıkarmak mümkün. Bakınız en bildiklerimizden biri, Bizimkiler. E tabii bir dizinin ismi ‘apartman’lı olunca, adından bir

Devamı »
Asmalımescit

Spadaro Paşa Apartmanı

Olay şu; Kırmızı Kapı, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Seza Sinanlar Uslu ve öğrencilerinin inisiyatifiyle, bir çalışma ve kültür sanat mekânı olmak amacıyla 2020’nin Ekim ayında kurulmuş.  Farklı araştırmacıları bir araya getiren, sanata, tarihe, kültüre açılan bir kapı, sosyal bir

Devamı »
Nişantaşı

Konak Sineması Yeniden

Çıkan kısmın özeti: Her şey, Haziran 2020’de, İstanbul’da yaşayan pek çok kişinin önünden geçmiş olabileceği Harbiye’deki Başaran Apartmanı hakkında kısa bir metin yazmamla başladı. Bina ile ilgili metinde tabii ki, “Bir zamanların efsanevi sineması Konak da bu binanın altındaymış” yazmıştım. Yasemin Hanım’ın (Yasemin Uygur sanırım,

Devamı »
Nişantaşı

Nine Apartmanı

Programı hazırlayan Cem (Erciyes) ile Kansu (Şarman), beni bu site, bu oluşum vesilesiyle programa davet ettiklerinde (buyrun yayın burada) ben de onlara sürpriz yapıp, Reşat Ekrem Koçu’nun yıllarca birlikte çalıştığı, çok sevdiği Sabiha Rüştü Bozcalı’nın evlerinin izini sürmeye karar verdim. Önceki metinlerde ayrıntılı bilgiler de

Devamı »
İstiklal Caddesi

Taksim Palas Apartmanı

“Apartmanda satış saat 10.30’da başlamıştı… Apartman dardı. Odalar küçüktü. Koridordan gelip geçmek güçtü. Nohut oda bakla sofa içinde en azından 100-150 kişi toplanmıştı. Hiç kimse önündeki kadının veya adamın arkasından ilerisini göremiyor, tellalın sesi gayya kuyusundan çıkar gibi derinden ve görünmez bir yerden geliyordu. Çamurlu

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.