Nebioğlu Tatil Köyü (Nebioğlu Turistik Tesisleri)

Yapım yılı: 1967

Ya nereden nereye!

Bu metinleri yazarken yaptığım yolculukları kime nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Bir yapı hakkında yıllar sonra orada yaşamış olan, tarihini bilen, hatta mimarların ailelerinden öğrenilebileceklerin ne kadar ufuk açıcı olduğuna her gün şahit oluyorum.

“Bir kahvenin 40 yıllık hatrı olduğuna şahit olabilirsiniz” mesala bu metinde… Buyrun…

TÜRKİYE’NİN İLK TATİL KÖYÜ

Aydın-Söke’deki Efes Sineması ile Efes Palas Oteli‘ni yazarken bir dönemin Türkiye’deki yazlık hayatına dair sergilerde ya da Pinterest gibi ortamlarda fotoğraflarını gördüğüm, her seferinde “Ya gerçekten burası Türkiye mi?” diye sorguladığım tatil köyünün mimarının da aynı kişi olduğunu fark ettim…

Bahsettiğim yer, Türkiye’de tatil köyü konseptiyle inşa edilen ilk tesis, Nebioğlu Tatil Köyü ya da Nebioğlu Turistik Tesisleri. Mimarı da Ziya Nebioğlu…

DÖNEMİNİN İLERİSİNDE BİR MİMAR ZİYA NEBİOĞLU

Ziya Bey’in, Türkiye mimarlık tarihi için önemli isimlerden biri olduğunu hızlı bir bakışla bile anlamak mümkün; kendisi ya da yapıları hakkında pek çok makale-tez var. Özellikle de İzmir ve çevresindeki, döneminin ilerisindeki modern yapılarıyla anılıyor.

Ziya Bey’in özgeçmişini, yapılarını, hakkında yazılan bazı metinleri okudum. (Paylaştığım linkin girişinde Aydın doğumlu olduğu yazıyor ama Afyon doğumlu, eminim, belirteyim.)

Yine yazılarda Amerika’daki mimarlık eğitiminden, ‘şelale ev’i bir efsane olan mimar Frank Lloyd Wright‘ın onun üzerindenki etkisinden vs. sıkça söz ediliyor.

MİMARIN KIZLARI…

Eski tarihli gazetelerden birinde -Milliyet, 1969- o dönemin haber diliyle “Tesiste ev sahipliğini yapan beş güzel kızdan, Nebioğlu’nun kızlarından bahsediliyor”; kızlarının fotoğrafları da var, bikinili çok güzel genç hanımlar.

Tesisle ilgili Arkitekt metninin yılı 1967. Açılış sanırım 1968. Tesisteki her ama her görüntü o yıllar Türkiyesi için o kadar modern ve akılda kalıcı ki…

Ben “anne”yi de yani Ziya Bey’in eşini de merak ettim.

Buldum; Martha Elizabeth Bee Sheila Williams Nebioğlu. Tesisi işleten de o.

ELIZABETH SHEILA NEBİOĞLU 2005’TE SATMIŞ

Hürriyet’teki vefat haberinden aktarayım:

“Eğitim için Amerika’ya gelen merhum eşiyle tanışıp aşık olan ve 1965 yılında Türkiye’ye gelin olarak gelen Elizabeth Nebioğlu, evlendikten sonra Müslüman olmuş, İzmir’in şirin ilçesi Urla’ya gönülden bağlanmıştı.

5’i hayatta olan 6 çocuk dünyaya getiren Elizabeth Nebioğlu, eşinin 1965 yılında yapımına başlayıp 1969 yılında Türk turizmine kazandırdığı Nebioğlu Tatil Köyü’ne büyük emek vermişti.

Eşini kaybettikten sonra 2000 yılına kadar tatil köyünü işleten, 15 torun, 6 da torun çocuğu kucaklayan Nebioğlu 5 yıl kapalı kalan tesisi 2005 yılında satmıştı. Türk turizminde önemli bir yeri bulunan, özellikle her yıl düzenlenen İzmir Enternasyonel Fuarı’na katılan sanatçıların konakladığı, filmlerin çekildiği Nebioğlu Tatil Köyü’nü satmasına karşın yaşamını hep Urla’da sürdüren Elizabeth Nebioğlu, 30 Aralık 2009 günü hayata gözlerini yumdu.”

KIZLARINI ARARKEN TORUNUNU BULDUM:)

Sonra “kızları” merak ettim. İsimlerini tek tek buluyorum falan… Sonra bir Faruk Şüyün yazısıyla karşılaştım; metinde “Açıldığı ilk yıllarda, yarım asrı aşkın bir süre önce Sirkeci-Florya yolundaki ilk ve tek turistik tesis olan Kalyon Otel’in sahibi Yılmaz Tecmen’in eşi Doris, Ziya Nebioğlu’nun kızı (..) Otelin yöneticisi artık oğulları Cengiz Tecmen” diyor…

Ben şok!

Neden? Cengiz ile eşi Merve arkadaşlarım ama hiç bilmiyorum ki mimar Ziya Nebioğlu dedesi.

KAHVE FALINDAN TESİSİN MİMARİSİ ÇIKTI

Hemen Cengiz’i aradım; Cengiz “Nasıl bilmezsin” diyor; yok, bende yok!

Konuştuk da konuştuk…

Bu kadar uzun anlatıyorum. Sohbetin benim için bombası, tesiste Ziya Bey’in akıllara kazınan betonarme, kubbeli bungolov tarzı yapılarının ilhamı.

İlham kahve fincanı.

Cengiz arada dedi ki, “Mommy anlatırdı”… Yani anneannesinin anlattığına göre, dedesiyle bir gün kahve içerlerken biri fincanı tabağına kapanıyor. O sırada Ziya Bey “Buldum” gibi bir şey söylüyor diye düşünün. İlham anına gel! Bayıldım:)

Şahane değil mi!

Hatta Cengiz, “Dikkat et o binaların tepelerinde de aynı kahve fincanında olduğu gibi bir minik düzlük vardır”. Hakikaten öyle!

SİVRİ AKILLILAR

33 bungolovlu tesis, 70 ve 80’lerde özellikle “bir konu”. Hep dikkat çeken bir yer. Nasıl olmasın? Her şeyi yeni her şeyi enteresan.

Tesis, bir Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmi olan -Erman film-, Perran Kutman ve Hulusi Kentmen başta pek çok ünlü ismi de bir araya getiren 1977 apımı Sivri Akıllılar filminin de ana mekanı.

FİLMİ İZLEYEREK TATİL KÖYÜNÜ GEZMEK…

Filmi izleyerek tesisi tanımak mümkün. Umut Şumlu’nun, 2017 tarihli “Önemli Bir Mimarlık Belgeleme Aracı Olarak Sinema Filmleri: Sivri Akıllılar Filmi ve Nebioğlu Tatil Köyü” adlı makalesi de okunabilir.

SIRADIŞININ KABULÜ HER ZAMAN KOLAY OLMUYOR

Nebioğlu hakkında başka yazıları da olan Yasemin Sayar ve Deniz Güner’in 2008 tarihli metnindeki şu ifadeler de önemli:

“(…) II. Dünya Savaşı Sonrası Modernizmi’nde görülen hümanist yaklaşımların yoğun izlerini taşımasına rağmen proje, kırsal alanda modern olma sorunsallarını da içinde taşımaktadır. Yapıldığı dönemde İzmir ve çevresinde yaygınlaşmaya başlayan sayfiye evleri ve site yerleşkelerinden farklı olarak, ilk ‘tatil köyü’ konsepti ile tasarlanmış olan bu yerleşke, deniz kenarında yapılmış ilk yüzme havuzu nedeniyle döneminde birçok kişinin tepkisini çekmiştir. Benzer şekilde ilerici nitelikleri nedeniyle, muhafazakâr yerliler tarafından zaman zaman tahrip edilmeye çalışılan yerleşkede, mimarın ABD’den Türkiye’ye transfer etmeye çalıştığı ‘self-servis’ restoran işletme modeli de kullanıcılar tarafından dirençle karşılanmış ve benimsenmesi oldukça uzun sürmüştür.

Formu, yerleşim modeli ve önerdiği yaşam tarzı ile günümüzde bile sıradışı modern mimarlık örnekleri arasında yer alan Nebioğlu Turistik Tesisleri, 2005 yılı içerisinde bir yatırım firması tarafından satın alınarak 30 adet bungalov ve tesis tümüyle yıkılmış ve tesisten ancak üç adet bungalov günümüze ulaşabilmiştir.”

TABİATA UYGUN FORM

Tesis hakkında, Ziya Bey ile kendisi gibi yüksek mimar Ziya Tosun’un elinden çıkmış metin de çok aydınlatıcı, üstelik tesisler hakkında çizimler de içeriyor; Arkitekt dergisinden (Sayı: 1967-03 (327)  Sayfa: 113):

“İzmire 30 km. mesafede Urla iskelesi yakınında inşa edilmekte olan turistik motel tesisleri 5 yataklı büyük ve çift yataklı küçük ünitelerden müteşekkil olup, 140 yataklıdır. Bunlara ilaveten 150 kişilik lokantası vardır. Küçük ve büyük üniteler modül olarak alınmış ve tekrar edilerek inşa edilmiştir. Sahil boyunca plaj ve soyunma kabineleri konulmuş, kayalık zeminde bir de kahve düşünülmüştür. İnşaatın yatırımını Turizm Bakanlığı yapmaktadır.

Maliyet takriben 3.000.000 TL. civarında olacaktır. İzmir’in ihtiyacının büyük bir kısmını “karşılayacak olan bu tesisler, yabancı turistlere de hitap edecektir. Tesislerin alışılmamış bir formda olması, bir çoklarını tatmin etmemiş, inşası dahi olumsuz karşılanmıştır. Bunun yanında statikçilerle devamlı çalışmalar neticesi tuğla kemer – kubbe şeklinde yapılabileceğine karar verilmiştir.

Bu formun seçilmesi sebebine gelince, şimdiye kadar motel odaları yan yana dizilerek meydana geliyordu. Halbuki bu arsanın kayalık oluşu yer yer, çadır-oba havası vereceği ümidiyle bu, forma yaklaşılmış, devamlı etüdler neticesi bu kanaate varılmıştır. Tabiatta her şey, keskin, kübik, prizmatik hatlar halinde görülmemiştir. Hepsi bu geometrik şekillerinden çok şey kaybederek bulunuyorlar. Proje mimarı, ünitelerin deniz kenarındaki çakılların benzeri yumuşak, tabiatın malı olan formunu taşımasını savunmaktadır.”

PEKİ ŞİMDİ YERİNDE NE VAR?

Ben yazıyı Instagram’da paylaştığımda tesiste bulunmuş, yüzmüş onlarca kişi yazdı.

Biri tam yerini sorunca Gizem Dikmen, “TCDD ve Polis Kampının yanı. TCDD kampı önünden Çeşmealtı’na giden yokuş zaten Nebioğlu Yokuşu diye bilinir. O yokuşun bitiminde sağa Çelmealtı’na döndüğünüzde girişini görebilirsiniz” yazmış.

Şimdi yerinde Hidden Bay anlamında yazılanlardan anladığım bayağı saklı bir koy var.

Cengiz’in aktardığına göre, tatil köyü satıldıktan sonra bu tesisler yapılırken iki, Sayar ve Güner’in metinlerine göre üç bungolov yıkılmadan bırakılmış. Ama ben gökyüzü fotoğraflarında onları bulamadım henüz.

AİLE KATKISIYLA MERAK EDİLEN-DÜZELTİLENLER

Bu arada İlhan Nebioğlu çok önemli birkaç katkıda bulundu…

1- Nebioğlu Ailesi yayıncılıkla da biliniyor. Soranlar için “Babam yani Osman Nebioğlu yayıncıydı, erkek kardeşi Ziya amcam mimardı”.

2- “Ziya Amcam ve Sheila yengem 1940’ların sonunda Türkiye’ye gelmişlerdi, İzmir’e; 1965’de değil…” yazmış, Hürriyet haberindeki metne istinaden.

3- Ve esas benim için hazine, 6 çocuğun tam isimleri: En büyük abi Bertin, ardından Bernis, Berhan, Linda, Doris ve Esin.

KAYNAKLAR

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

21 Yorumlar
  • Erol
    Tarih: 21:24h, 04 Haziran Cevapla

    Çok güzel bir yazı ve bilgilendirme olmuş.emeğinize sağlık.

    • Nilay Örnek
      Tarih: 13:29h, 05 Haziran Cevapla

      çok teşekkürler

  • Erdil
    Tarih: 03:23h, 05 Haziran Cevapla

    guzel yazi olmus, ben de cok arastirmistim. umarim son kalan o 3 ornek bungalow duruyordur..

    • Nilay Örnek
      Tarih: 13:28h, 05 Haziran Cevapla

      Umarım! bakıyoruz:(

  • Aslı Dölen
    Tarih: 09:58h, 05 Haziran Cevapla

    Merhaba , çocukken oraya giderdik. Yüzmeyi orada öğrenmiştim. Ziya bey Samanyolu şarkısı çaldığında kızlarıyla mutlaka dans ederdi. Çok cana yakındılar. Linda’yı İzmir’de görürdüm. Doris’i hep görmek istemişimdir. Böyle güzel bir anı hazırladığınız için teşekkür ederim.

    • Nilay Örnek
      Tarih: 13:28h, 05 Haziran Cevapla

      ah ne güzelmiş!

  • Esra Korkmaz
    Tarih: 01:15h, 06 Haziran Cevapla

    Ne güzel bir yazı… yine bir “keşke o dönemlerde yaşasaymışız” iç geçirişi. ^_^
    Nebioglu tatil köyü bana hep 1967-2005 tarihleri arasında faaliyet göstermiş olan Foça Fransız tatil köyünü çağrıştırır…

    • Nilay Örnek
      Tarih: 14:27h, 06 Haziran Cevapla

      çok kişi söyledi Foça Fransız tatil köyünü. Bakacağım:) teşekkürler

  • Esra
    Tarih: 23:48h, 07 Haziran Cevapla

    Yeni sahipleri yanılmıyorsam Angelina Jolie ve Brad Pitt. Ayrılmış olarak bilinseler bile, çocuklarına miras kalacak dünyanın farklı kıymetlerini satın almaya devam ediyorlar.

  • Olcay
    Tarih: 12:24h, 08 Haziran Cevapla

    Yollardır Urla/Çeşmealtı’nda yaşıyorum.. Emekliliğimizde buraya yerleşmemizdeki en büyük etken Nebioğlu Tatil Köyü dür.
    1975 yılındaki evliliğimizde, bal ayı haftamızı burada geçirmiştik. Elizabeth hanım sağdı ve tanışıp sohbet ettik..
    Düğün gecesi saat 02 00 ye doğru geldiğimizde bekçi yatmış ve kapılar kilitliydi. Ne yapacağımızı düşünürken bir araba daha geldi ve Tanju Olan indi. Yanında Fatma Girik, Nurhan Damcıoğlu vardı.
    Kapıları nasıl yumruklayıp tekmelediği hala hafızalarımızdadır.
    Ruhları şad olsun.
    Meral-Olcay Bütün

    02

  • Bilge
    Tarih: 09:14h, 09 Haziran Cevapla

    Yaaa muhteşem! Nasıl büyük bir keyif ve merakla okudum…

  • M. Gürsoy
    Tarih: 21:15h, 11 Haziran Cevapla

    Aynı tarihte Nebioğlu’na çok yakın İskele Tatil Sitesine taşınmış ve tüm o zamanları, fuar heyecanını yaşamış ve tatil köyü’nün şaşalı dönemlerini görmüş bir Urla aşığı olarak yıkılmasının büyük kayıp olduğunu düşünüyorum. Çok güzel yıllardı

  • Yurdanur
    Tarih: 09:12h, 20 Haziran Cevapla

    İlk ve orta okul yıllarımda yaşadığımız ve sonrasında hiç kopmayıp bağlarımızın sürdüğü Urla , benim için olduğu gibi mutlaka binlerce insan için bir kalp çırpıntısı barındırır. Nebioğlu bazıları için mutlaka öyle bir yer.
    Yıllar sonra , mimari bir iş olarak gelme ihtimali olduğunda , hem böyle bir yerin yok olmasına , restorasyon işleri tutkunu bir mimar çift olarak üzülmüş hem de çocukluğumda adım atamadan önünden geçip gittiğimiz, ama gidenlerden ve basından hayranlıkla izlediğim bir ortamda bir bina tasarlama fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Ne yazık ki farklı yapımcı seçimi işin bize ulaşamamasına neden oldu. Yine de eşim bazı nedenlerle şantiyeyi ziyaret etmişti . Onun anlattıkları , günümüz mimari kargaşayı tarifliyordu .
    Yazınız o kadar değerli ki ! Böyle, hayatlarda iz bırakmış ve kaybolup gitmiş yapılar , insanlar üzerine tarihe not düşmek, onlarla bir biçimde temas etmiş geride kalanların bazılarında gerçekten Umut Ortakları yaratıyor . Buna neden olduğunuz için sizi kutlarım. İyi ki varsınız .

    • Nilay Örnek
      Tarih: 12:50h, 27 Haziran Cevapla

      Çok çok çok teşekkür ederim. Böyle yazmanız kıymetli
      Bu arada site, binalara “yeni başlayanlar için de” bir kaynak malum; ancak, sizin gibi anlayan çiftler, kişiler hep bir yeri yazsınlar istiyorum
      davet etmiş olayım
      “Bir yer seçip yazsanıza” diyorum
      Davet de etmiş olayım
      sevgiler
      n.

  • Uğurcan
    Tarih: 21:27h, 25 Haziran Cevapla

    Yazınızı okurken yaşadığınız coşkuyu, heyecanı, şaşkınlığı, afallamayı, özlemi, hüznü duydum. Eklediğiniz kaynakları da okudum. Aslında bir nevi ülke özeti. İyi bir eğitim almış, yurtdışına gitmiş, çeşitli kültürlerle tanışmış, yeni modellere, farklı tarzlara ufuk açmış biri ülkesine dönüyor. Zamanının çok ilerisinde eserler yapıyor. En çok öne çıktığı alan konut olmasına rağmen hotel, sinema, iş hanı, okul gibi farklı mimari yapılar bunlar. Ve hepsinde kendi özgün imzası var. Her kesimin, her statünün kullanımına uygun yapılar.

    Bu modernliğe karşı çıkıyorlar tabii ki, hoşlarına gitmiyor. Ama sonra bunun nasıl bir tanıtım ve gelir kaynağı olduğunu görüyorlar. Bu yıllarca devam ediyor. Sonra ölüm, miras paylaşımı, ilgisizlik, bakımsızlık. Korunup yaşatılması gereken bu yerler kaderine terk ediliyor. Ya yıkılıyor ya da ranta kurban gidiyor.

    Fotoğraflara baktıkça, insanların anılarını okudukça her şeyin nasıl değiştiği insanın yüzüne çarpıyor. Evinden çıkıp ailenle yürüyerek gidebildiğin, deniz kıyısında, havuzu olan bir yer. Her türlü aktiviteye sahip, hizmet var. Herkesin özgürce, huzurla, mutlulukla zaman geçirebileceği bir yer. Ama şimdi Ege-Akdeniz kıyısı boyunca bütün kıyılara çöktüler. Hepsinde mafyalaşma var. Denize giremiyorsun, kovuyorlar. Ancak parayla. O da küçücük yer. Burada sunulan hiçbir şey yok, ama dünyanın parası. Halka açık yerlerde de buradaki özgürlüğü, rahatı bulamıyorsun. Kirli, gürültülü, kalabalık. İnsanlara da, çevresine de saygısı olmayan kalabalık. Ve ya taciz ya hırsızlık ya da baskı.

    Mutluluğu, özgürlüğü, huzuru, yaşam alanlarını kaybettik. Gelecekten kaygılıyız. Bu da geçmişe duyulan özlemi arttırıyor. Her şeyin daha iyiye gitmesi, daha da gelişmesi, refahın ve mutluluğun artması lazımken olanı da kaybetmemiz çok hüzün verici.

    Eski dönemlerde modernleşme için yapılan uğraşlar, toplum için üretilen yapılar, insanların çabaları kurumsal bir yapıya oturmadıkça silinip gidiyor. Bir de bizimki gibi siyasi ideolojilerde özel bir çaba harcanıyor bunun için.

    O dönemlerden kalan yapılar korunması için ya sit alanı, kültürel varlık statüsüne alındı ya da askeri bölge yapıldı. Ama şu anda onlar da ya imara açıldı ya da toplumun kullanımına açık olmayan yerler.

    Ülkenin üç tarafı denizlerle çevrili ama bir biz kullanamıyoruz. Böyle korunaklı, özel yapılardan, sahile çöken mafyalardan veya kültür, turizm adına yapılan yerlerden arta kalan yerler bize kalan.

    Bu ülkede hala deniz görmeden yaşayıp ölen insanlar var.

    Elimizde kalan bir mazi, ona da ne kadar tutunursak, onu da ne kadar yaşatırsak artık.

    Geçmişi yaşatmak, insanların hatıralarını canlandırmak, kaybedilen etrafında ortak bir duygu içinde birleştirmek adına paylaşımlarınız çok değerli. Büyük bir emek ve tutku örneği. İnsanların bir şeyin değerini anlaması için kaybetmesi yetmiyor, neyi kaybettiğini de bilmesi gerekiyor. Bu da toplumsal hafıza yaratmak ile mümkün. Katkılarınız için kendi adıma çok teşekkür ederim. Umarım daha fazla insana yayılır. Artık daha fazla şey kaybetmemek için bir gönül ve eylem birlikteliği oluşur. Geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkıp da hak ettiğimiz baharlara kavuşuruz. Emekleriniz için canı gönülden tebrik ediyorum. Heyecanınız, tutkunuz, şevkiniz, emeğiniz hiç tükenmesin.

    • Nilay Örnek
      Tarih: 12:48h, 27 Haziran Cevapla

      Uğurcan Bey,
      Podcastlere, bu metinlere katkınız o kadar değerli ki, her zaman uzun uzun görünür kalsın istiyorum
      iyi ki yazdınız
      Katılmamak elde değil
      çok teşekkürler
      nilay

  • Erci
    Tarih: 05:28h, 14 Temmuz Cevapla

    Çocukluğumun geçtiği yer… Ailenin babam ile ticari ilişkisi olduğundan sık sık gidip geldiğimiz ve yakından tanıma fırsatı bulduğumuz çok güzel insanlar. Zaman içerisinde aileler görüşmeye başlayınca daha derin bağlar kurulmuştu. Benim Nebioğlu Tatil Köyüne bakış açım herkesten biraz farklı sanırım zira hemen yakınında ki yazlığımızın önünden bindiğimiz küçük tekne ile denizden ulaşıp tüm gün lüks bir tesisin tadını çıkartırdım. Buraya sığmayacak kadar çok anım var Nebioğlu ve Madam ile ilgili…

  • Süha sayar
    Tarih: 02:00h, 20 Ekim Cevapla

    Emeğinize sağlık.Benim ismim Süha.liseyi bitirdiğim 1975 yılının yazında resepsiyon görevlisi olarak işe başladım Nebioğlu tatil köyünde.2 sezon çalıştım ve çık güzel günler yaşadım.Biz Şile Hn. derdik.Beni çok severdi resepsiyon binasının içinde kendine yaşam odası kurmuş hemen yanındaki bir odayıda bana vermişti ben orada yatardım.İşe girdikten 2 ay sonra onun sağ kolu olmuştum.Çok iyi kalpli iyi bi insandı Şile Hn.Beni o günlere götürdünüz teşekkürler.

    • Nilay Örnek
      Tarih: 18:32h, 12 Kasım Cevapla

      Ya, ben de teşekkür ederim
      n.

  • Güven
    Tarih: 03:34h, 28 Nisan Cevapla

    Ben 9 eylul tıp fakultesi mezunuyum. Yaz tatillerinde nebioglu tatil köyünde çalıştım. Sene 1988-1990.Ben orda depo sorumlusu, komilik, hatta kasiyerlik, eleman azlığı nedeniyle garsonluk yaptım. Malatya doğumluyum. Şu anda Ankara’da doktorluk yapıyorum. Bu yazı beni gençliğime götürdü. Tekrar ailemle burayı ziyaret ettiğimde kapıdaki gorevli, eşim ve çocuklarım yanimda olduğu halde bizi iceri almadı. Buna çok icerlemistim. Evet bir tesis yabancılara satılmış olabilir. Ancak satin alan kişilerin buranın geçmişine saygı duyması gerekir diye düşünüyorum.

    • Nilay Örnek
      Tarih: 21:57h, 28 Nisan Cevapla

      Bence de…

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Nişantaşı

Konak Sineması

Şimdi ‘birinci ağızdan’ bir Konak Sineması okuyacaksınız. Benim için pek kıymetli.  Çünkü her şey, mimari açıdan bana pek de değerli görünmeyen Başaran Apartmanı’nı “Konak Sineması da bu binanın altındaymış bir zamanlar” diyerek, metni ve bilgileriyle paylaşmamla başladı. (Buradan okuyabilirsiniz.) Nişantaşı’ndaki apartmanın ardından mimar Rükneddin Güney’in

Devamı »
Gümüşsuyu

Gözcü (Gayret) Apartmanı

“Rahmet istedi” derler ya… Bazen zamanında çok çalışmış, kalıcı bir şeyler yapmaya çalışmış insanların yıllar sonra bir vesileyle adlarının anılmaya devam ettiğini düşünüyorum. Bugün de, ‘bina arkeologluğu’ yaparken döneminin önemli göz doktorlarından Dr. Niyazi İsmet Bey’i, daha da doğrusu Dr. Niyazi İsmet Gözcü’yü tanıyıp andım.

Devamı »
Kurtuluş

Adil Çocuk Evi

Meğer ne çok insan görüp merak ediyormuş. Hatta ne çok insan bu ev üzerinden hayaller kuruyormuş. Efsanevi bilgiler de çok, “Sahibi şöyleymiş, böyleymiş…” En çok gelen yanıt ise: “Bir zamanlar ana okulu-kreşti”. 30 yıl ve öncesi öyleymiş: Adil Çocuk Evi. Ama ne efsane bir yuva.

Devamı »
Kefeliköy

Dikranyan Efendi Yalısı

Bu projeyle -sanal alemde de olsa- ne ilginç, ne güzel insanlar tanıyorum. Dimitri (Vafiadis) Daravanoğlu, yaklaşık 5 yıldır, sözlü tarihin izinde bir aile müzesi projesi üzerinde çalışıyormuş. O, Rum, Ermeni ve İtalyan asıllı bir ailenin İstanbul’daki son üyelerinden. Instagram’da yürüttüğü @2mi3museum Dimitri’nin Müzesi Projesi kapsamında

Devamı »
Ayvacık

Mehmet Ağa Konağı

Yaklaşık 20 yıldır hayatını yazarak kazanan, bir de kitabı olan biri Emre Dalkılıç. Adatepe’de (malum Çanakkale ilinin Ayvacık ilçesine bağlı bir köy), reklamcı Erhan Şengel ile eşi, belgesel yapımcısı Adatepe-Taş Mektep Derneği Başkanı Nilüfer Şengel’i ziyareti sayesinde Mehmet Ağa Konağı ile tanışıyor. İncelikle herumutortakarar.com için

Devamı »
Maçka

Maçka İnönü Evi

Sürekli “Ne olur bana yazın, paylaşın” diyorum ama pek olmuyor. Böylesi oldu mu, ba-yı-lı-yo-rum. Podcastlerimin de dinleyicisi olan Cansu Doğusal bana şöyle bir mesaj atmış: “(…) Mimarim ve haliyle bu sayfayla çok ilgileniyorum. Çalıştığım yer olan Yoo Mimarlık da Maçka’da mimar Rüknettin Güney (ben mimarın

Devamı »
Bebek

Tevfik Fikret Evi (Aşiyan Müzesi)

Bir kişi ve onun evi, bir semtin, Türkiye’nin en ünlü mezarlıklarından birinin adını nasıl değiştirir? Şimdi, ilgililerinin ‘Aşiyan Müzesi’ olarak bildiği ‘Tevfik Fikret Evi’ hakkında -daha önce okumalar yaptıysanız bile- çok farklı bir yazı okuyacaksınız. Çünkü bir sabah yürüyüşünden “Şu müzeyi de gezsem” dedim, çok

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.