Lütfi Kırdar Evi

Yapım Yılı: 1960’lar

Büyükada’daki Corpi Köşkü ile onun ‘devamındaki’  biraz saklı, mütevazı, güzel Lütfi Kırdar Evi’ni bizlere, iki yaz önce Kırdar’ın oğlu, diplomat Üner Kırdar anlatmıştı. Mimar Hasan Çalışlar ile yaptığımız “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” gezisinde…

Üner Bey, 1933 yılı doğumluymuş. Geçtiğimiz nisan ayında da vefat etmiş.

Onu da rahmetle anarak sonrasında Hasan ile yaptığımız sohbetten ayrıntıları paylaşıyorum. Corpi Köşkü bir önceki paylaşımda…

‘KÖŞKTE YAŞAMAYAM BANA EV YAP’

Çalışlar anlatıyor: “Lütfi Kırdar Evi’ni Corpi Köşkü’yle birlikte anlatmak lazım. Lütfi Kırdar’ı anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum ama İstanbul’un eski belediye başkanı, sağlık bakanlığı yapmış, mühim bir şahsiyet; şehir hayatında da, devlet protokolünde de önemli görevler üstlenmiş biri.

“Kırdar Ailesi ilk Büyükada’da aldıkları Corpi Köşkü’nde yaşıyor. Burası çok güzel bir arazi, aşağı doğru uzanıyor. 60 İhtilali’yle birlikte Yassıada davaları sürecinde, dönemin Sağlık Bakanı olarak Lütfi Bey de dinleniyor ve 17 Şubat 1961’de orada kalp krizi geçirip vefat ediyor.

Bunun üzerine çok üzülen eşi Hayrunnisa Hanım, bir süre sonra oğullarına “Babanızın anılarıyla bu köşkte yaşayamıyorum” diyerek mimar olan büyük oğlu Erdem’den bir istekte bulunuyor: ‘Lütfen benim için bahçeye başka bir ev yap!’

ÇOK DOĞRU BİR YAKLAŞIMLA..

“Erdem Kırdar mimarlık sahnesinde çok duyduğumuz, alışık olduğumuz bir isim değil. Galatasaray Lisesi mezunu, sonra Almanya’da eğitim almış. Daha önce bürokraside ve devlette çalışmış, daha çok kamu binaları yapmış biri.

1967 yılında bir ev yapıyor; bahçede Corpi Köşkü’nün hemen önüne…

Bu ev benim için neden önemli? Bugün biz Ada’da bir bina yapacak olsak, tarihi bir binanın yanında aynı parselde onunla ilişki içinde iyi, tasarım kabiliyeti kuvvetli diyebileceğimiz, 10 mimarı davet etsek, çoğunun bu binaya yaklaşımı nasıl olurdu? Muhtemelen Erdem Bey’inki gibi olurdu.”

EV VAR AMA YOK!

“Belki senin bu evleri okuyanlar bu binayla çok ilgilenmeyecekler çünkü evin fotoğrafı çekilemiyor.

Normalde Corpi Köşkü’nden giriyorsunuz, aşağı iniyorsunuz, son derece bakımlı bir bahçe var. Oradan hafif bir rampayla İspanyol Merdiveni arasında basamaklar iniliyor, indiğiniz noktada bir kapı var. Kapı dışında bir şey göremiyorsunuz, evin tamamı bahçeye gömülü.

Ön taraftan harika bir manzaraya, Heybeliada’ya açılıyor ama Heybeliada’dan baktığınız zaman evin önündeki sedir çamı dallarıyla evi tamamen kapattığı için denizden de gelseniz, Heybeli’den de baksanız bu evi algılamanız çok ama çok zor. Ancak biliyorsanız evin çok spesifik bir açıdan görüp fotoğrafını çekebiliyorsunuz. Evin balkonuna terasını çıktığınız zaman da kameraların açısı ya da hatta gözünüz, evi tam olarak algılamanıza izin vermiyor.

Başta anlattığım basamaklardan indiğiniz zaman geldiğiniz bir giriş avlusu var; giriş avlusundan geldiğiniz zaman eve girmiyor, gelip bahçeye doğru tekrar devam ediyorsunuz. Orası aslında bir mafsal, bir artikülasyon noktası. Aşağı doğru devam ettiğiniz zaman orada tekrar güzel bir teras var çam ağacının altında. Sağ tarafa girerseniz mutfak ve salon, salonun arkasında bir an süit master dediğimiz yatak odası. Yine o ilk girişten sola doğru gittiğiniz zaman da orada da iki-üç yatak odası denize bakıyor.”

KIŞ İÇİN DE ÇOK PRATİK BİR YANI VAR

“Mesela kışın geldiniz, yalnızca evin sağ kanadını kullanıp sol tarafı kapalı tutup, ısıtmadan da evi kullanabiliyorsunuz. Bugün bir iş geliştirici bize gelip mesela Bodrum’da Çeşme’de moda olan yerlerden birinde yazlık bir konut istese, böyle bir ev tasarlayabilsek, omuzlarda taşınırız.”

AĞAÇLARA GÖRE EV

Hasan’a balkonun içindeki ağaçları hatırlatıyorum, “Tabii, evin iki kanadı ortadaki artikülasyon noktasına birbiriyle açılı ve bu açıları ağaçlara göre yerleştirmişler. Yani mimari olarak her şey doğru bu evde. Bir mimarlık talebesine düzgün bir ev yapmayı öğretirken, ‘Eğimli bir arazi var, manzara var, ağaç var, tarihi bina var; aşılması gereken bütün bu engellerle nasıl bir doğru yapı yaparsın?’ deseniz, doğru yanıt böyle bir yapı olmalı. Buna ilaveten de içeri girdiğin zaman bir seramik şömine var ki, mücevher. Yoksa evin iç mekanı gayet mütevazı, son derece olması gerektiği kadar. Bu evi annesi için yapmış Erdem Bey.”

GÖREVİ BİTİNCE ALIYOR; “LAF OLMASIN”

Tabii Hasan’ın taktir ettiği bu mimari özellikler Erdem Kırdar’ın bahçeyi, bölgeyi ve ‘müşterisini’ yani annesini, onun isteklerini çok iyi tanımasından da kaynaklanıyor belki… “Orada doğup büyümüş, dedesinin evinin bahçesi sonuçta” diyor Hasan.

Bizim tanıştığımız, bizi o güzel bahçede ‘ada mobilyalarıyla ağırlayan’ kişi Ünal Kırdar. Onun konuşmasında beni en çok etkileyen şeylerden biri şuydu: “Babam burayı aldı da, diplomatik ilişkilerini bitirdikten sonra aldı. Çünkü o zamanlar böyle şeyler çok önemliydi. Adına laf gelmesin, mal varlığıyla aldı densin..”

O konularda çok hassas ve dikkatli bir insanmış. Başka kaynaklardan da okudum. O yüzden mahkeme dokundu, ağır geldi kendisine” diyor Hasan Çalışlar.

ADA SOSYALLİĞİ VE MOBİLYALAR

Hasan’a bizi orada onlarca kişi ağırlayabilen bahçe takımlarını soruyorum; “Ada’daki ev sahipleri çok ilginç, birden 25 kişilik oturma takımı çıkarıp onlarca kişiyi ağırlayabiliyorlar, nasıl oluyor bu?”

“Çünkü Ada’daki sosyal hayat evden eve… ‘Hıdır bize, biz Hıdır’a’ denir ya… Çok ciddi bir şekilde evlerde toplanıyorlar Kulüp dışında… Hadi Splendid Otel’i de buna ekleyelim, bu sosyal hayatı yaşayabileceğiniz bir yer yok, üç-beş balıkçı dışında. İnsanlarda eskiden okulların kapandığı gün Adalar’a gider, okullar açılmadan bir gün önce gelirdi. Bu hayat düzenini sürdürürken de akşamları davetler, ‘akşamüstleri bize denize, dondurmaya gelin’ gibi organizasyon bolluğu olunca da, herkes gelecek insan sayısına karşı tedbirli. Yatılı misafire alışık Adalılar, çat kapıya alışık. Bu bir Ada kültürü”.

O ferforje bahçe mobilyalarının az sayıda kaldığı yerlerden biri Ada herhalde”…

Ada’ya ait mobilyalar var. Ada yeşili deriz mesela; hafif arkası yatık, ahşap, yerinden kaldırılması zor. Eskiden evlerin depoları yok. Bunlar üstüne bir şey örtülüp, kışı geçirebilir bahçe mobilyaları. Şimdiki gibi, alüminyum üzerine ratan teknolojik birtakım tekstil ürünleriyle yapılan bahçe mobilyaları 50’li, 60’lı yıllarda olmadığı için en azından 8-10 kışı dışarıda geçirebilecek mobilyalardan. Suadiye’de öyleydi, Caddebostan da öyleydi ben küçükken.”

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Ulus

II. Evkaf Apartmanı – Küçük Tiyatro

İnanmazsınız Twitter, bir zamanlar insanları arkadaş da yapabiliyordu! Yiğit Ahmet Kurt, Twitter’daki merak dolu paylaşımlarıyla fark ettiğim, ardından ara ara bloguna bakar olduğum, sonra iki yazarından biri olduğu şahane kitabını  okuduğum, Ankara’ya gidince tanıştığım, beni kötü bir yemeğe ama çok güzel bir müzeye götüren arkadaşım.

Devamı »
Nişantaşı

İhsan Raif Hanım Konağı

Nereden nereye… Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nde N harfini okuyordum, “Şair Nigar Hanım” hakkında okurken, “Nişantaşı’ndaki konağında…”yı gördüğüm an, ‘gugılladım’, onun davetli olarak sıkça gittiği bir başka ve ünlü konak çıktı karşıma: İhsan Raif Hanım Konağı. Ve onun deyişi ile Taş Konak şiirin, musikinin, sanatın beslendiği

Devamı »
Cihangir

Güneşli Sokak

Yılların Güneşli Sokak’ı… İstanbul Cihangir’de oturup da bilmeyen yoktur.  10/7/2020 tarihinde açıklanan bir kararla Beyoğlu Belediye Meclisi, ‘Kapıcılar Kralı’ ve ‘Çöpçüler Kralı’ filmlerinin çekildiği sokağın adının Kemal Sunal Sokağı olmasına karar vermiş. Sokakta oturanlar, evleri-anıları olanlar ne hissediyor, nasıl bakıyor merak ediyorum. Kaydını düşelim; üç

Devamı »
Moda

Emel Apartmanı

Kadıköy’ün çok merkezi bir yerinde de olsa, Emel Apartmanı’nın güzelliğinin farkına varmak yıllardır pek kolay olmadı. Giriş katındaki dükkanın eşyaları; dolaplar, sandalyeler, masalar, insanlar…  Benim fark etmem ise 3-4 yıl önce Emel ismiyle bir araya gelen duvarındaki panter resmi ile… Yoksa, bir dönemin sinema yıldızı,

Devamı »
Kabataş

M. Birkan Apartmanı

Yine bir gün kitapçı okuması yapıyordum; Müge ve Ali Cengizkan’ın ‘Haluk Baysal-Melih Birsel Rasyonalizmi’ kitabına bakarken şaşırdım. ‘Kabataş-Yarasa Sokak’ diyor, bir minik fotoğraf var, bina tanıdık. Bence orası Ayaspaşa’dır. Sarayarkası Sokak’tan Çiftevav’a dönerken tam köşedeki, merdivenlerin başındaki sarı bina… Baysal-Birsel ortaklığıyla yapılmış bir bina olduğuna

Devamı »
Gümüşsuyu

Ercümend Kalmık Müzesi (Skarlatos Evi)

İstanbul Gümüşsuyu’nun en özel binalarından biri; kapısındaki tabelaya göre Ercümend Kalmık Müzesi ancak yıllardır kapalı. Daha önce Kazım Taşkent’in Ayaspaşa’da yaşadığı Doğan Apartmanı hakkında yazdığımda, pek çok aile üyesinin komşu binalarda yaşadığını aileden olan ve bana yurtdışından yazan İpek Alp’ten öğrenip o binaları da yazmıştım. Apartman 23

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.