Amcazâde Hüseyin Paşa Yalısı (Köprüler Yalısı / Kırmızı Yalı)

Katkıda bulunanlar: 
  • Zeynep Uygun
Yapım Yılı: 1699

Fransız mimar, sanat tarihçisi ve seyyah Albert Gabriel’in Türkiye’de yaşadığı döneme dair bir takım fotoğraflara bakıyordum.

Ve bir fotoğrafa takıldım kaldım.

Boğaziçi’nin en eski yalısı kabul edilen, hep Karlofça Antlaşması dönemiyle adı geçen Amcazâde Hüseyin Paşa Divanhanesi’nin içiyle ilgili Atlantis masallarına benzer anlatım ve hatta çizimler görmüştüm de böyle bir bütün fotoğrafı ilk kez gördüm.

Fotoğrafın kaynağında 1908 ile 1934 yılları arasında çekilmiş olma tahmini yer alıyor. Albert Gabriel’in İstanbul’da yaşadığı tarihler düşünüldüğünde 1926 ile 1934 arasına daraltılabilir belki.

Siyah beyaz, o ahşap işlemeler zor anlaşılıyor. Ama yine de çok etkili.

KÖPRÜLÜLER YALISI, KIRMIZI YALI VS.

Amcazâde Hüseyin Paşa Yalısı’yla ilgili olarak daha çok İslam Ansiklopedisi’nden alıntılar yaparak bugüne geleceğim…

“Anadoluhisarı yakınında yazlık olarak yapılan bu bina, Köprülüler soyundan gelen ve 1697-1702 tarihleri arasında beş yıl sadrazamlık yapan Amcazâde Hüseyin Paşa tarafından inşa ettirilmiş”.

Buraya Meşruta Yalı dendiğini de çok okudum. Sebebi Hüseyin Paşa’nın vakıfları ile bağlantısı imiş. (Meşruta; var olması, meydana gelmesi başka bir şey veya duruma bağlanmış olan, şarta bağlı, şartlı” demekmiş.) Köprülüler Yalısı, Kırmızı Yalı dediğini daha çok gördüm.

BOĞAZİÇİ’NİN EN ESKİ YALISI

Yalının 1699 yılında yapılmış olduğu tahmin ediliyor. Boğaziçi’nin en eski ahşap yapısı sayılıyor.

1700’de Karlofça Antlaşması için İstanbul’a gelen Avusturya elçisi Oettingen, şatafatlı bir deniz yolculuğuyla bu yalıya getirilmiş, şerefine burada ziyafet verilmiş ve misafir edilmiş. Sultan Mustafa da, Üsküdar Sarayı’nda kalırken sadrazam tarafından bu yalıda düzenlenen bir ziyafete katılmış. Burada ağırlanan pek çok elçi var ama yalıda Sultan’ın bile ağırlanması ilginç (Vedat Tek Evi metninde bahsetmiştim; insan bugünden bakınca bir Padişah’ın bir eve gitmesinin normal olduğunu düşünebilir ama öyle değil!)

PİERRE LOTİ DE KORUNMASINA UĞRAŞTI

“Yalı 19. yüzyılda daha güneyde ve kıyıda olan iki ahşap binasını kaybetmiş, sadece denize uzanan çıkma halindeki divanhânesi kalmış.

İlk ihtişam ve güzelliğini koruyan bu değerli bölüm geçen yüzyılın sonlarında bilhassa yabancılar tarafından ziyaret ediliyor ve yaz aylarında yine onlar tarafından kiralanıyordu. Divanhâne (veya selâmlık) köşkünün arkasına bu arada ahşap bir bina yapılmıştı. İstanbul hayranlarından Fransız romancı Pierre Loti de bu yalıyı seven ve kurtarılmasını isteyenlerin başında geliyordu. Fransız elçisinin eşi Madame M. Bompard’ın öncülüğünde İstanbul’un tarihî eserlerini kurtarma gayesi ile kurulan bir topluluk Amcazâde Yalısı divanhânesinin rölövesini çizdirip renkli, yaldızlı nakışlarının aynen kopyalarını yaptırarak 1915’te bunu büyük bir albüm halinde bastırmıştı. Bu albümdeki renkli desenler, İngiliz elçisinin eşi Lady Lowther, Comtesse de Robilant ve Armenak Bey Sakızyan’ın teşebbüsleri üzerine, Sanâyi-i Nefîse Mektebi öğrencilerinden Nûri ve Ömer Şeref tarafından meydana getirilmişti. Fakat 1926’dan itibaren büsbütün ihmale uğrayan bu eşsiz sanat eserinin damı aktarılmadığından içindeki nakışlar bozulmaya başladı. 1947’de bazı ufak takviyelerle yalının çökmesi önlenmeye çalışılmışsa da bazı hukukî pürüzler yüzünden büyük ölçüde ciddi bir tamir yapılamamıştır.”

HİÇBİR YABANCI ETKİ OLMADAN HALİMİZ!

Amcazâde Hüseyin Paşa Yalısı, bazı eski resim ya da fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi, Boğaziçi sahilinde sıralanan iki büyük ahşap yalı ile bugün hâlâ mevcut divanhâneden meydana gelmişti. Bu sonuncusunun arkasında ayrıca bir de hamam vardı. Kıyıdaki bu geniş bahçenin yamaca doğru yol aşırı üst tarafında da Boğaz yalılarının pek çoğunda olduğu gibi geniş koruluklu arazisi uzanıyordu. 1860’lardan sonra esas büyük binalar yanmış veya yıktırılmış, geriye sadece iki katlı yüksek bir ahşap köşk kalmıştır.

Bugün Amcazâde Yalısı denilen fakat esasında bu büyük yalı kompleksinin sadece divanhânesinin bir bölümü olan ahşap köşk, kısmen, denize çakılmış kazıklar üzerine oturan tek katlı bir mekândan ibarettir.

(…) Amcazâde Yalısı divanhânesi, mimarisinin çok sade oluşuna ve dışarıdan hiçbir dikkat çeken özelliği bulunmayışına karşılık iç süslemesi göz kamaştırıcı bir güzellik ve zenginlikte idi. Avrupa sanatının ağır baskısının başlamasından önceki Türk sanatına ait olan bu süslemelerde, ortadaki kubbe ile bütün duvarlar ve çıkıntıların tavanları, altın yaldızın hâkim olduğu nakışlarla bezenmiştir. Dip duvardaki dolap kapaklarında ise fildişi ve sedef kakmalar vardır. Duvarlarda üst tabakada sıra halinde panolar bulunmakta, bunların her birinin içlerinde bir testiden çıkan çeşitli çiçekler yer almaktadır.

Türk köşk ve kasır mimarisinin henüz yabancı tesirlerin baskısı altına girmeden önce yapılmış olan bu ahşap divanhâne, bugün İstanbul’da ayakta kalabilmiş kendi cinsinin tek eseridir.

PEKİ BUGÜNKÜ DURUM

Yalı, 2007 yılında Ağaoğlu İnşaat Şirketi tarafından ‘restore et – işlet – devret’ modeliyle 25 yıllığına kiralanmış.

Ara ara da gazeteciler tarafından “Restorasyona henüz başlanmadı” haberleri yapılmış. Arkitera’dan Elif Tuğba Gürkan Yılmaz’ın, 2014’teki kapsamlı haberde, Mülkiyeti Mülhak Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı’na ait yalıyla ilgili ulaştığı Vakıf Başkanı Ahmet Cengiz Köprülü’nün ”İhalede en yüksek ücreti o şirket verdi” dediğini aktarıyor. Haber, “Ali Ağaoğlu proje ile ilgili daha önce tarihi yalının butik otel olarak işletileceğini açıklamıştı. Yakın zamanda bir gazeteye verdiği demeçte ise kendisinin taşınacağını belirtti” cümleleriyle bitiyor.

Yalı yıllardır “içinde tadilat yapılıyormuş hissi veren” brandalarla kaplı.

AĞAOĞLU’NA DAVA

Ben ilk fotoğrafı paylaştığımda bütün bunlardan haberdar değilim.

Güzel kırmızısı yıllardır inşaat şirketinin brandasıyla kaplı olan yalının atıl hali duyarlı vatandaşları çok kızdırmış.

Bu arada çok güvenilir iki gazeteci arkadaşım Mehveş Evin ile Banu Güven “aileden” bilgiler verdiler.

Özetle, Ağaoğlu’nun sözleşmesinin iptali için 2011 yılında aileden üç kişi (Mehveş ile Banu ve bir kişi daha) dava bile açmış. O dönem sadece mahkeme harcı bile 1 milyon lira imiş. Ağaoğlu projeleri onaylanmamış, otel olmayan yapı kârlı olmaktan çıkmış.

Süreçler binayı çok önemseyen aile üyeleri için çok yorucu olmuş ancak, Prof. Dr. Semai Bek’ten anladığım “olumlu haberlere az kalmış”.

Eşsiz bir yapı, tarih, hafıza ve sanat örneğiymiş; ne kadar eski hali kaldı bilemem ama kurtarılmasını diliyorum.

CAHİDE TAMER, MELİKE CELAL VE ALBERT GABRİEL

Yazı aslında biteyazmıştı…

Ama ben yazıyı paylaştıktan sonra Zeynep Uygun’un bana attığı uzun ve kapsamlı epostayı da atlamam mümkün olmayacak.

Albert Gabriel ve mimar- restoratör Cadihe Tamer hakkında okumak isterseniz buyrun.

Üstelik yine Zeynep Hanım, Cumhuriyet döneminin öncü kadın sanatçılarından Melek Celâl’in ile zamanında evin sahipleriyle yakınlığına dair bilgi ve belge de gönderdi. Misal Doğan Paksoy Koleksiyonu’ndan bir fotoğraf; Melike Celal o şöhretli Divan Odası’nda…

Zeynep Hanım’ın mesajını aynen yayınlıyorum:

ALBERT GABRİEL VE TÜRKİYE’YE KATKISI

Albert Gabriel Türkiye’de bulunduğu dönemde koruma ve restorasyona büyük katkılarda bulunmuş, unutmamak için şurada dursun:

Gabriel, 1926-1930 yıllarında İstanbul Darülfünu’nda görev aldı. Maarif Vekaleti’nin talebi ile derslerin yanı sıra Anadolu’daki Türk yapı sanatı eserlerini inceleme işini üstlendi. 1940’lı yıllara kadar Afyon, Kütahya, Konya, Karaman, Akşehir, Adana, Niğde, Tarsus, Sivas, Kayseri, Amasya, Tokat’ta Türk sanat tarihinin anıtsal yapıtlarını, Boğaziçi’ndeki Türk hisarlarını inceledi. Atina ve Roma’dakine benzer bir Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün Türkiye’de kurulması için çalıştı. Enstitü, Fransa elçilik binasının bir bölümünde 1 Şubat 1931’de açıldı. 1941’e kadar Enstitü müdürlüğünü üstlenen Gabriel, Türklerin ve Türkiye’nin tarihi, sanat tarihi, arkeolojisi, edebiyatı, coğrafyası, jeolojisi, üzerinde araştırmalar ve yayınlar yapılmasını sağladı. II. Dünya Savaşı nedeniyle 1941’de ülkesine dönen Gabriel, Collège de France’ta İslam-Doğu Sanatları profesörü olarak atandı. 1953’te emekliye ayrılana kadar bu kurumda ders verdi; bir yandan da Türkiye’de iken topladığı malzemeleri kitap haline getirdi. Gabriel, savaş bittikten sonra 1946’da yeniden İstanbul’a gelip kurucusu olduğu Enstitüyü idare etti ancak artık Mayıs ayında İstanbul’a gelip sadece birkaç ayını burada geçiriyordu. 1956’da İstanbul Arkeoloji Enstitüsü’nden emekli oldu. Enstitü müdürlüğüne getirilen Louis Robert’in kendisine karşı olumsuz tutumu nedeniyle Fransa’ya döndü; İsviçre sınırı yakınındaki Bar-sur-Aube kasabasında babasından kalan bir konakta yaşadı.”

Demek ki 1941 sonrası Gabriel çoğunlukla memleketindeymiş, İstanbul’da değilmiş..

Fotoğraflar ya 1931-1941 arasına ya da belki belki 1946 sonrasına ait… Oya Başkaya yorumlarda 1940’lar dediği için savaş sonrası zamanlar mı daha muhtemel.

YOLLARI KESİŞMİŞ

Görevleri ve dönemdaş olmaları gereği tabi ki Cahide Tamer ve Albert Gabriel’in yolları kesişmiş.

1956’da İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü Uzman Başmimarlık kadrosuna atanan Cahide Hanım, 1959 yılında Prof. Albert Gabriel’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verdiği raporda övgüyle söz ettiği Vatan Caddesi’ndeki Şahbanu Kadın Mektebi; Halıcılar Medresesi; Edirnekapı yakınındaki Vasat Ali Paşa Medresesi ve Beyazıt Kütüphanesi onarımları gibi İstanbul’daki vakıf eserlerinin restorasyonunun yanısıra (Burmalı Mescid de bunlardan biridir/1961), Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nden Taraklı’daki camiye kadar uzanan Kocaeli-Sakarya bölgesi eserlerinin restorasyonlarında da etkin çalışmalar yapar. Ayrıca 1961 yılında A. Gabriel’in aracılığıyla, Fransız Sarayı’nın bahçesinde bir Osmanlı çeşmesi tasarım ve uygulamasıyla, Fransız Hükümeti tarafından ‘Chevalier de l’Ordre des Arts et des Lettres’ nişanıyla ödüllendirilir.”

1947 SONRASINDA…

Cahide Tamer’in yalıyı onarmakla görevlendirilmesi ile sonuçlanan acil resmi talep 26 Mayıs 1947 tarihli bakanlık yazısı ile gelmiş:

Cahide Tamer’in restorasyon konusunda uzmanlığa adım atışı 1947 yılında Boğaziçi’nin en eski yalısı olan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın restorasyonuyla olmuştur. Yayınlanmış ilk eseri de bu restorasyon ile ilgilidir. Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, 1699 veya daha önceki bir tarihte, Veziriazam Amcazade Hüseyin Paşa tarafından Anadoluhisarı civarında inşa ettirilmiştir. Meşruta Yalı, Kırmızı Yalı, Direkli Yalı, Köprülü Yalısı olarak da anılan bu yalı, Boğaziçi’ndeki en eski Osmanlı dönemi yapısı ve sivil mimarimizin eşsiz örneklerinden birisidir. Tarihî süreç içerisinde birçok tamir gören yalı, 1947 yılına gelindiğinde yıkılmaya yüz tutmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğü’nün Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü’ne gönderdiği 26 Mayıs 1947 tarih ve 4034/1339 sayılı yazıyla acil keşif yapılmasını istemesi üzerine, müze müdürü Tahsin Öz, müzede yüksek mimar olarak çalışan Cahide Tamer’i bu işle görevlendirir. Bunun üzerine Cahide Tamer ve ekibi, divanhanede kapsamlı bir keşif yapmaya başlar. Bu keşiften sonra Cahide Tamer’in hazırladığı bütçe kabul edilir ve restorasyon çalışmaları başlar. Ödenek yetersizsizdir ve gerekli malzemeleri temin etmek o yıllarda kolay değildir. Ancak Cahide Tamer bu konuda pratik çözümler bulacaktır. Dalgıçların deniz altında yaptığı keşiflerde yalıyı ayakta tutan direklerin çoğunun altının boşaldığı fark edilir.”

TOPKAPI SARAYI’NDAN ARTANLARLA

Sonrasını Cahide Tamer’in kitabındaki anlatılarından aktaralım: “Deniz içindeki bu yıkık duvarı inşa etmek için elimizde ne büyük boy taşlar ne bu taşları indirecek ceraskalımız ve ne de bunları temin edecek paramız vardı. Fakat bütün bunlara rağmen, bu yıkık duvar kısmını temelden itibaren inşa edilmesi gerekiyordu. Şöyle bir çözüm bulduk. Elimizde bulunan içi çimento dolu torbalar ile (50 kilogramlık birer taşmış gibi) şaşırtma derzli olarak kuru duvar gibi ördük. Deniz seviyesine inince işimiz kolaylaştı. Onarımı tamamlanan duvar ile konsal çalışan çakma kirişler arasına eli böğründelerimizi yerleştirdik. Böylece bu kısımdaki onarım işimiz tamamlanmış oldu”. Yalının divanhanesindeki onarımlarda gereken taşıyıcı temel duvarın ve döşemesine ait kirişlerin, çatıdaki kiremitlerinin onarımı Topkapı Sarayı’ndaki restorasyonlardan artan hurda putrel, büyük kereste gibi malzemeler yardımıyla yapılmıştır.”

CAHİDE TAMER KİMDİR?

Cahide Tamer kimdir diye araştırıca sıklıkla karşımıza çıkan cümleler şunlar:

Mimarlık Bölümü’nde Sedat Hakkı Eldem’in öğrencisi olur ve 1943 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun olur. 1943-1956 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde Restorasyon Murakıbı (denetleyicisi), Yüksek Mimar olarak İstanbul Rölöve Bürosu, İstanbul Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde görev yapar. 1699 yılında inşa edilmiş Boğaziçi’nin en eski yalısı Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’nı kurtarma projesi (1947), Yedikule Hisarı restorasyonu (restorasyon süresi on iki yıl), Sultan Selim Medresesi restorasyonu, Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi restorasyonu (restorasyon süresi on yıl), Topkapı Sarayı restorasyonu, Rumeli Hisarı restorasyonu ve hisar içindeki tiyatro sahnesi yapımı, Khora Manastır ve Kilisesi (Kariye Camisi) restorasyonu, Aya İrini Kilisesi restorasyonu Cahide Tamer Aksel’in restorasyon çalışmalarından örneklerdir.

Sonra, yalının adı ve Cahide Tamer diye araştırmaya devam edince Koç koleksiyonlarında adı ile anılan yere ve kızı tarafından hibe edilen dokümanlara ulaştım:

https://librarydigitalcollections.ku.edu.tr/en/collection/cahide-tamer-historic-buildings-restoration-projects-collection/

https://libdigitalcollections.ku.edu.tr/digital/collection/ANAMEDCIM/id/372

Cahide Tamer’in hayranlıkla baktığım çalışmaları apayrı bir inceleme konusu.. Salt’tan da bazılarına ulaşılabiliyor.

BİLGİ DOLU TOPARLAMA:)

Rölöve/restitüsyon/restorasyon bambaşka bir derya.. ancak tutkunu olanlar oraya yelken açabilir, zorluklarını göğüsleyebilir, güzelliklerinin tadını çıkartabilir.. ben mimarım ve babam DGSA mimarlık fakültesinde Sedad Hakkı Eldem’in hem öğrencisi olmuş hem de uzun süre asistanlığını yapmış.. ama babamdan bir önceki jenerasyondan yine Sedad Hoca’nın öğrencisi olmuş Cahide Tamer’i (1915-2005) dün sayenizde ilk kez tanımış oldum.. hem bu geç keşif nedeniyle büyük bir mahcubiyet içerisindeyim hem de vesile olduğunuz için size müteşekkirim.. çocuk yaşta evlendirilip boşanmış bir kadının Cumhuriyet ile birlikte yeniden doğması, dışarıdan lise bitirip akabinde restorasyon konusunda hayranlık uyandıran bir kariyere hayatını adaması, özetle her şeye ve herkese rağmen pırıl pırıl parlamasını inanın gözlerim dolu dolu okudum..

Bu kısa serüvenden önüme iki leziz lokma düştü: birisi Cahide Tamer’in yalı ile ilgili Turing Yayınları kitabı, diğeri de Alfred Gabriel’in hayatını anlatan Yapı Kredi Yayınları kitabı keyifle tadını çıkartacağım..

Hala içinden çıkamadığım bu heyecan ve sevinçle fotoğraflardaki kadınlardan birisinin yine de Cahide Hanım olmasını can-ı gönülden isterdim, kim olduklarını merakla sizden takibe devam edeceğim…

KAYNAKLAR

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Moda

Emel Apartmanı

Kadıköy’ün çok merkezi bir yerinde de olsa, Emel Apartmanı’nın güzelliğinin farkına varmak yıllardır pek kolay olmadı. Giriş katındaki dükkanın eşyaları; dolaplar, sandalyeler, masalar, insanlar…  Benim fark etmem ise 3-4 yıl önce Emel ismiyle bir araya gelen duvarındaki panter resmi ile… Yoksa, bir dönemin sinema yıldızı,

Devamı »
Gümüşsuyu

Hariciye Nezareti (Tevfik Paşa) Konağı

Bir sokak ismi merak ettim ve bu sayede neler öğrendim!? Başlayalım… Ertem Eğilmez’in ‘Salak Milyoner’ başta pek çok filminin çekimine şahitlik eden, bugün T24’ün kurucusu Doğan Akın’a ait olan Gümüşsuyu’ndaki dairesini, Türel Apartmanı‘nı yazarken şöyle bir cümle yazmıştım: “Bina, Gümüşsuyu’nda Park Otel’in hemen öncesinde Hariciye Konağı Sokak’ta

Devamı »
Gümüşsuyu

Karaağaç Apartmanı

Siteyi “kurcalayanlar” belki fark etmiştir, pek çok seçeneğe göre bina sınıflandırması var… Metinde adı geçen, “tanıyor olabileceğiniz kişilerin” adıyla da arama yapabilirsiniz, mimarlara göre de… Villalar, köşkler ya da apartmanlara da bakabilirsiniz; dönemine, tarzına, semtine ya da özel niteliğine göre de okuma yapabilirsiniz… Önemli bölümlerden

Devamı »
Yeşilköy

Röne Park ve Röne Park Gazinosu

Biliyorum, biliyorum, biliyorum… Bina, mimari derken insan hikâyelerine fazla düştüm. ‘Çıkacağım’ ama dayanamıyorum. Bu pazar da azıcık yapayım; konum Röne Park olsun. İstanbul, Yeşilköy-Bakırköy-Ataköy sakinleri bilecektir. Yıllaaaarrr sonra dün ilk defa, çokça adını geçirdiğim Röne Park’a gittim, birer çay içtik. Sinan “Söyle bakalım niye Röne”

Devamı »
Talimhane

Taş Apartmanı

Talimhane’nin en güzel, en görkemli binalarından biridir Taş Apartmanı.  Her kısa aralıkta bir güzel -ve sapasağlam- binanın yıkıldığı bölgede en kalıcı binalarından biri olduğu izlenimini de verir.  Kardeşi Burak Başcumalı ile birlikte daha önce bana, büyüdükleri Divan Apartmanı‘nı yazan Merve Başcumalı, binada oturan tanıdıkları Theodora

Devamı »
Asmalımescit

Temel (Masumlar) Apartmanı

Bir ev, villa, hele de apartman ‘içinde dönen’ senaryoların her zaman ayrı bir cazibesi var. Bir apartmanın içindeki diyaloglardan birkaç sezon aşk, gerilim, insanlık, hayat dersleri dolu bir dizi çıkarmak mümkün. Bakınız en bildiklerimizden biri, Bizimkiler. E tabii bir dizinin ismi ‘apartman’lı olunca, adından bir

Devamı »
Gümüşsuyu

Gözcü (Gayret) Apartmanı

“Rahmet istedi” derler ya… Bazen zamanında çok çalışmış, kalıcı bir şeyler yapmaya çalışmış insanların yıllar sonra bir vesileyle adlarının anılmaya devam ettiğini düşünüyorum. Bugün de, ‘bina arkeologluğu’ yaparken döneminin önemli göz doktorlarından Dr. Niyazi İsmet Bey’i, daha da doğrusu Dr. Niyazi İsmet Gözcü’yü tanıyıp andım.

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.