Elyaflı Çimento A.Ş (Karamancı Holding)

Yapım yılı: 1990-91

Bu hesap ve sitenin dikkatli okuyucuları şu iddiamı sıkça yinelediğimi fark eder; “İyi mimarlık hissedilir”.

Bazen bir binaya daireye girdiğinde hemen hissediyorsun ve şöyle garip bir cümle aklından geçiyor: “Bunu bir mimar yapmış”.

İstanbul Harbiye’de, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bir bina var. İçinde benlik bir şey dönmüyor gibi. Oradan hep bir telaşla geçiyorum. Son zamanlarda iki yanındaki bina da yıkıldı, biraz toz toprak.

Ama binanın bir girişi var, çok beğeniyorum ve sürekli “Eve gidince şuna bir bakayım, burayı kesin bir mimar yapmış” deyip duruyorum.

Baktım ve tabii ki hissim doğru çıktı.

Yapıldığı yıllarda Elyaflı Çimento A.Ş.’nin bugün ise Karamancı Holding’in yönetim merkezi olan yapı, mimar, -bence ressam- ve İTÜ’nün efsanevi hocalarından Nezih Eldem’in yapısıymış.

Burası, Eldem’in 1967’den 1991’e kadar yeniden yapılandırılmasına emek verdiği Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi’nin de karşı komşusu.

1990-91 yılları arasına tarihlenen bina, 4 katı bodrum olmak üzere toplam 14 katlı bir ofis yapısı.

ONUNLA ÇALIŞMIŞ BEYSUN MERT’İN ANLATIMIYLA

Eyüpsultan Belediyesi Prof. Nezih Erdem için bir “100. Yaş Anı Kitabı” yapmış, Nezih Eldem Mimarlığı’na Bir Bakış… Pek beğendim. İçinde, yapının inşaatı sırasında Eldem’in şantiye asistanlığını yapmış, eski öğrencisi Beysun Mert’in bu binayı ve tabii ki onu anlatırken Nezih Bey’i de anlattığı değerli yazısı da var. Yazıdan alıntılar yapacağım:

“Harbiye’de Cumhuriyet Caddesi’nde, tam da Nezih Bey’in yaptığı Askeri Müze’nin karşısında, ön cephesi Cumhuriyet Caddesi’nde, arka cephesi ise Ölçek Sokak’ta olan, 70 metre derinliğinde, 16.5 metre genişliğinde bir parsele oturan, 18 katlı, 12.500 metrekare kullanım alanı olan bir yapıdan bahsediyoruz. Yapı, iki bölüm olarak tasarlanmış. Birinci bölüm, ön taraf Cumhuriyet Caddesi girişinde, ofis binası olarak düzenlenmiş. Üst katlar, ofis; giriş ve alttaki üç kat, kamunun kullanımına açık sergi salonları, toplantı salonları, mağazalar ve restoranlardan oluşurken, arka bölüm betonarmeden itibaren 250 kişilik sinema salonu olarak düşünülmüş ve yapılmış, en alt dört kat otopark olarak planlanmış.”

YANINDAKİ YAPILARA SAYGI

“Nezih Eldem, binanın Cumhuriyet Caddesi cephesini tasarlarken; sağ tarafındaki yapının dışa çıkmasını karşılayan bir içeriye çekilme, sol tarafından düz gelen cepheye ise hafif dışa çıkarak karşılık vermiştir. Ortada kendi halinde yapmak istediğini yapan bir tavrı vardır. Sol orta ve sağ olmak üzere üç bölümden oluşan cephede aslında Cumhuriyet Caddesi’ndeki ortalama bina genişliklerini yakalama kaygısını da okuyoruz. Tek parçadan oluşmuş çok geniş bir bina cephesi tasarlamak istemediğinden bahsederdi. Nezih Bey’in yaklaşımlarında, her zaman, çevreyi ve komşularını umursama tavrı vardır. Sağında – solunda olana nasıl yaklaşmak gerektiği konusunu çok önemserdi.”

‘YAHU… NE BİÇİM BİNALAR YAPIYORLAR’

“Elyaflı Çimento Binası’nda görüldüğü gibi; binanın girişi, gövdesi ve bitişi hep birbirinden ayrı olarak şekillenir Nezih Bey’de.

Hatta, dalga geçerdi: “Yahu, ne biçim binalar yapıyorlar! Yan çevirsen oluyor, düşey çevirsen oluyor. Binanın başı – sonu belli değil, böyle bina mı yapılır…” diyerek, modern mimarinin Le Corbusier dönemine biraz sitem ederdi. (…)”

‘BARİ RENGİ GÖSTERİŞLİ OLSAYDI’

Beysun Bey, arada uzun uzun Nezih Bey’in Fibrobeton yapmak isteyip de Alucobond kompozit levha ile yapmaya karar verdiği cepheden, cephenin aylar sürmesinden, çok uğraşılmasından bahsedip şöyle bağlıyor:

“Cephe açıldı, üzerindeki folyolar soyuldu. O sırada şantiyemizde 150 işçi çalışıyordu. Cumartesi, pazar, gece, gündüz; çok uzun ve meşakkatli bir çalışmayla yapılan cephe; nasıl bir cephe oluşmuştu… Bütün şantiye, açılacak cepheyi merakla bekliyordu. Cephe açıldı. Boz renkli, gösterişten uzak, mütevazi bir cephe. Hepsinin suratı düştü. Kemal Kalfa yanıma geldi ‘Hiç olmazsa rengi, biraz daha gösterişli, mesela mavi gibi bir renk olamaz mıydı?’ dedi. Ben de dedim ki: ‘Nezih Bey tam tersine, hep buralıymış, hep burada varmış gibi, bu binayı çaktırmadan koymak istedi ve rengini seçerken de, İstanbul’un tozunu kirini göstermeyip, yıllara karşı koyabilecek bir renk seçmek istedi. Burada oluşan kent duvarında öne çıkan bir bina yapmak istemedi. Bakanın baktıkça gördüğü, ‘Aaa, burada mimari bir marifet var’ dediği bir yapı yapmak istedi.”

(Bakın, yıl olmuş 2020’ler, ben bakıp “Biraz soluk ama burada bir mimarlık var” diyorum mesela! Nezih Bey istediğini başarıyor bence N.Ö.!)

DOĞAL MALZEMEYE SAYGI

Binanın giriş bölümünde, el dokunma mesafesinde, granit kullanılacaktı. Nezih Bey, malzeme seçiminde çok titizdi. Granit ve mermer gibi, doğada milyonlarca yılda oluşmuş, doğanın sanatı dediği taşları; göz mesafesinde – dokunma mesafesinde kullanmanın doğru olduğunu söylerdi. Derdi ki: “Bu malzemeleri bizden sonraki nesiller de kullanabilmeli. Otuz kat yukarıda kullanılacak, sentetik dünya kadar malzeme var. Graniti oralara taşımak, doğaya da bizden sonraki nesillere de büyük haksızlık.” Hatta sözünü bir ileriye götürerek, doğal taşları yukarılarda hoyratça kullanmanın bir mimarlık suçu olduğunu söylerdi. Graniti kullanırken de asla yüzeye yapıştırılmış bir malzeme olarak kullandırmazdı. Granit, cephede alta doğru kıvrılmış bir kalınlıkla birlikte, kendini gösterir. Çünkü malzemelerin yaprak yaprak soyularak bir yerlere yapıştırılmasını, böyle algılatılmasını, onları aşağılamak olarak kabul ederdi.

GİRİŞTEKİ DAVETKAR GERİ ÇEKİLME…

“Bina girişinde, sizi davet eden bir geri çekilme vardır. Cumbanın altında yapılmış olan alüminyum doğrama, sonradan ilave edilmiştir. Nezih Bey’in orijinal tasarımında cumbanın altı açıktır, sonradan kapatılmış”.

(İşte bahsettiğim şey; binanın girişindeki davet eden geri çekilme… N.Ö.)

“Nezih Bey’in tüm detaylarda özel çözümler geliştirdiğini görebiliriz. Merdiven ile rampa birleşimini, eğimli bir yüzeyle sağlamıştır. Lambayı dahi, kendisi tasarlamıştır. (O yıllarda ürün çeşitliliği, bu dönemdeki kadar fazla değildi.) Lambanın bir topu eğime doğru, bir topu merdivene, bir topu da giriş düzlüğünü aydınlatacak şekilde yerleştirilmiştir”.

‘ÇİN SEDDİ ORASI, BAKMA!’

(…) “Üst ofis katları, 16.5 metreye yaklaşık 30 metre boyutundadır. Bu katlarda, gün ışığı problemi yoktur. Zeminin altındaki katlarda ise 16.5 metreye 70 metre boyutlarında kat planları bulunmaktadır. Yaklaşık 1200 metrekarelik bu katlarda, büyük karanlık bölgeler oluşmaktadır. Nezih Bey tasarımda bunu çözebilmek için, orta bölümde büyük bir aydınlık oluşturmuştur. Atriumda da şeffaf bir asansör planlamış; fakat şantiyede oranın cam olduğunu okuyamamışlar ve duvar örmüşler. Nezih Bey bunu görünce çıldırmış; fakat yönetim de yapılanı yıkmak istememiş. Nezih Bey, hep oradan geçerken kafasını ters tarafa çevirir: “Çin Seddi, Çin Seddi! Bakma buraya, Beysun…” derdi. Bu olaydan sonra, kaba inşaattan sonraki başlangıç aşamasında Nezih Eldem’in asistanı olarak şantiyede işe başladım. Nezih Bey; plan, kesit ve görünüşü üst üste çizerdi.

Eğer takip sırasını karıştırırsanız – kaçırırsanız, bütün çizim birbirine karışırdı. Ben bundan kurtulmak için çizerken, kesite geçtiğinde ayrı renk, görünüşe geçtiğinde ayrı renk, plana geçtiğinde ayrı renk kalem veriyordum.

‘HANGİ PROBLEMİ KİMLE ÇÖZECEĞİNİ BİLİRDİ’

“Nezih Bey, cumba esprisini çok sever ve kullanırdı. Kullandığı yerlerde, cumba ile görüş alanını genişleterek tasarıma renk katardı. Uygulama sırasında çatı ışıklıklarını nasıl yapacağımızı sorduğumda, “Yılmaz Zenger’i çağırırız; fiberglass ile çift cidarlı bir döküm yapar. Divan otelinin ön tarafında da yapmıştı, sonra da unut gitsin, hiçbir şey olmaz” demişti. Yılmaz Zenger’i çağırdık ve çatı ışıklıklarını onunla çözdük. Gerçekten de ışıklıklara hiçbir şey olmadı; 1993’ten 2021’e kadar, hala olduğu gibi duruyor. Nezih Bey, her detaydan bir hoşluk, bir sanat yaratmaya çalışan, titiz bir mimardı. Hangi problemi, kimle çözeceğini ve yan disiplinlerden faydalanmayı çok iyi bilirdi. Mesela, Karaköy’deki Ziraat Bankası’nda, alüminyum döküm olarak tasarladığı kapıyı, heykeltraş Şadi Çalık ile heykele dönüştürerek çözmüştür.”

‘BAK EDA’YLA BEN OTURUYORUZ’

“Elyaflı Çimento Binası’nda Nezih Bey’i en çok heyecanlandıran bölüm, sinema salonuydu. Kendi çizdiği perspektifte, balkonun üçüncü sırasında oturanlar, kendisi ve eşi Eda Hanım’dır. Nezih Bey, bu perspektife her bakışında: ‘Bak, Eda’yla ben de orada oturuyoruz, Beysun’ derdi. Tasarım yaparken kurduğu hayali yaşardı ve o hayal; artık yaşamı olduğu için, onu inanılmaz ciddiye alır ve bu aşamada çok kavgacı bir mimara dönüşebilirdi.”

FATMA GİRİK’İN TALEBİ İLE

“Bu yapının sinema bölümünün binaya dahil edilmesinin de ilginç bir öyküsü var:

O dönemin belediye başkanı Fatma Girik ile konuşmaya gittiğinde, Girik demiş ki: “Hocam, arka bölümde bir sinema binası yaparsanız, ön taraftaki istediklerinize razı olurum.”

Nezih Bey de bunu yönetime iletmiş ve arka bölümde betonarme kabuğundan itibaren sinema – çok amaçlı salon olarak tasarlanan bir yapı ortaya çıkmış. Nezih Bey derdi ki, Türkiye’de en başından sinema binası olarak tasarlanıp betonarmeden itibaren öyle yapılan çok az örnek var ve bu da onlardan biri.”

https://eysam.org/wp-content/uploads/2022/11/Nezih_Eldem_Kitap.pdf

BU YAZIYI PAYLAŞIN:

WhatsApp
Email
Twitter
LinkedIn
Telegram
Facebook

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

Bir yorum yazın

DİĞERLERİ

Bomonti

Doğ Apartmanı

Bina hikayelerini yazma süreci beni öyle alakasız görünen yollardan öyle insanlara götürüyor ki, çok zaman “Bu insan rahmet istedi” diyorum… Hatta sitede “Rahmet istedi” bölümü de açsak yeridir! Neriman Hanım, Neriman Tuna nasıl nurlu bir insanmış ki, evren dönem dönem ayrı zaman aralıklarıyla onu anmamız

Devamı »
Erzincan

Gemi İş Merkezi (Alparslan Türkeş İş Merkezi)

Mimar Danyal Tevfik Çiper’in peşine katıldım gidiyorum:) Ankara’daki Gemi Ev (Özkanlar Evi) metninde bahsettiğim, 2017 yılında, 75 yaşındayken, Arkitera’dan Nurbanu Türgen’in sorularını yanıtlayan Çiper, şöyle diyordu: “-Evi- Gemiye benzettiler, aerodinamik olduğundan benzetiyorlar sanırım. Hiç alakam yok hâlbuki isim koymakla. Sevmem de bir şeylere benzeyen bina

Devamı »
Tarlabaşı

Ferah Apartmanı

Beyoğlu sokaklarına biraz aşinaysanız yine önünden geçerken hiçbir bilgi alamayacağınız ama şimdi hap gibi okuyacağınız bir bina metni ile karşınızdayım… Şöyle ki, bu güzel bina -Art Nouveau dediğin güzel görünüyor Allah için- bir süredir bayağı bakımsız, evsizlerin geçici olarak konakladığı bir bina durumundaydı. Bende her

Devamı »
Ladik

Lâdik Akpınar Köy Enstitüsü

Sitemizde bir köy enstitüsü yazısı olmasa olmaz idi. Konuk yazarımız iç mimar Didem Avincan: Bu yazıyı yazma sebebim Samsun’da bir yapıya bakarken daha önce Her Umut Ortak Arar sayesinde tanıdığım ve okumaya doyamadığım bir isme tesadüfen rastlamam. Bu hesaptaki yazıları okuduktan sonra kendi kendime mırıldandığım

Devamı »
Ortaköy

Suzan (Dilek) Apartmanı

Mimar Erhan İşözen’in “Bir Semtin Arayüzü: Ortaköy (1989-2019)” adlı YEM Yayın’dan çıkan kitabını ne kadar övsem az. Keşke her semtin böyle bir ‘orada büyüyeni’, ‘gönül vereni’, bileni, araştıranı, zamanını ayıranı olsa ve böyle kitaplarımız olsa. Kitap her ne kadar başlangıç olarak 1989 tarihini verse de, içinde

Devamı »
Moda

Ufuk Apartmanı

@herumutortakarar’daki bir paylaşım ve insanların katkılarıyla müthiş bir kadın tanıdım, nev-i şahsına münhasır, ne kadar tanısak gizemli; iç mimar, şehir plancısı ve mobilya tasarımcısı Tülin Zanbakoğlu (ne olur hakkındaki yazıyı okuyun). Tülin Hanım’ın gizemini çözmeye çalışırken annesi ve eşiyle ilgili ölüm ilanları da ortaya çıktı…

Devamı »
Nişantaşı

İnayet Apartmanı 

“(…) annem yaptırdıkları apartmana ‘Hürriyet’, ‘İnayet’, ‘Fazilet’ gibi adlar verenlerin, aslında bütün hayatlarını bu değerleri çiğneyerek geçirmiş kişiler arasından çıktığını söylerdi” cümlesini geçiriyor Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi adlı eserinde… Aslında bir cümlesini alıntıladığım bütün bir paragraf, kitapta başrollerde olan ‘Merhamet Apartmanı’na dair bir şeyler söylerken,

Devamı »
Büyükada'nın Yaşlanmayan Modernleri
Hasan Çalışlar Arşivi

Çok sevdiğim mimar Hasan Çalışlar’ın, Instagram’da oluşturduğu ve “Büyükada’nın Yaşlanmayan Modernleri” adını verdiği arşivine, bundan sonra sitenin bu bölümünden ulaşabileceksiniz.