Kınalıada’ya gitmeden Arkitekt dergisi arşivine bir bakayım dedim. Tek bir bina, bir yalı çıktı karşıma…
Gide gele deniz kenarı binalarını biraz bildiğim bir ada. Ama yalıyı bilemedim. Fotoğrafları büyütüyorum, ayrıntılara bakıyorum ama yok, tanımıyorum. Sonra yazar Ayfer Tunç’un bana “Nilay bu binayı biliyor musun?” diyerek gönderdiği fotoğraf aklıma geldi, orada da aynı saçağı görmüştüm. Ayfer’in gönderdiği tek cephe fotoğrafta renkler binanın özelliklerinden biri ama bendeki fotoğraflar siyah beyaz.
Yine de aynı bina olduğunu düşünüyorum.
Ancak büyük bir uyuşmazlık var; bugün bu binanın kapısının önü bir deniz değil kara parçası, hatta bahçe!
Adalı Sinem’e soruyorum; “Biliyorum bu binayı Yalı’da ki ev, sen gel gideriz” diyor.
VİZYON VE EV SAHİBİ AVUKATLAR…
Ada’ya adım atar atmaz Sinem ile binaya bakmaya gidiyoruz. Bina biraz yaşlanmış da olsa çok güzel. Ben kapısındaki siyah etiketten okuyamıyorum, Sinem hemen seslendiriyor: Avukat Saime-Raif Fikret Kurt Yalısı.
Kadının adı var! Bir beğeni de buradan…
KAYIK KIŞLAMA HAVUZU İLE DENİZ ARASINDA
“Pencere ve hatta duvardaki ayrıntılar, yan cephedeki minik balkonların demirleri bile çok hoş” derken binanın denize bakan tarafı beni çok etkiliyor. (Net ben oval hatlar seviyorum). Kocaman bir balkonu, dışarda oturma alanı, bahçesi ve terası da var. Evin önü artık bol şezlonglu bir plaj. Eskiden muhtemelen sadece kumsaldı.
Sinem arkadaşlarından biri olan yan komşuya soruyor: “Ben 43 senedir buradayım, cadde tarafında su yoktu, belki başka binadan söz ediyorsunuz” diyor… Ama sonra biz fotoğrafları gönderince “Bizim ev denizmiş!” diyor.
Evin özel bir konumu var. Salon tarafı denize, Burgazada’ya bakarken, eskiden kapı tarafı kayık kışlama havuzuna bakıyormuş. Ne ilginç!
EN TAZE BALIKLAR BU EVDE YENMİŞTİR!
Evin etrafında dönüp dönüp dolaştım. Hayranlıkla baktım, doldurulmuş alana da inanamadım.
Arkitekt dergisi 1963 yılı sayısında yer alan, Yüksek Mimar Samim Oktay – Yüksek Mühendis Şevket Koç isimleri tarafından yapıldığı anlaşılan, Saime-Raif Fikret Kurt Yalısı’nın “o dönemki” ayrıntıları:
“Bu yalı, Kınalıada’nın güneydoğu tarafında, kayıkların kışladığı havuz ile deniz arasında inşa edilmiştir. Yalının önünde balık voli mahalinin bulunması, yapıya bölgeye özgü bir peyzaj niteliği kazandırmaktadır. Adanın bu tarafından Burgazada görülür; yalının yönlendirilmesinde de bu manzara dikkate alınmıştır.”
Voli mahali demişken, Gökhan Karakaş’ın bir yazısından öğrendim; dilimize Yunanca ‘vo’li / boli / atma’ kelimesinden geçen bu sözcük kıyıdan büyük ağlarla balık avlanma alanları için kullanılıyormuş. “Voli çevirmek” büyük bir balık ağının, iki balıkçı kayığı aracılığıyla, olabildiğince geniş bir daire şeklinde denize yayılması imiş! “Voliyi vurmak” tabiri de malum!
En taze balıkların bu evde yendiğinden eminim.
‘OVAL CAM GEREKTİĞİNDE TAMAMEN AÇILIR’
“Plan hazırlanırken, yaz aylarında hem gölgede kalan hem de rüzgârdan korunan, deniz tarafında geniş bir oturma salonu oluşturulması amaçlanmıştır. Bu salona oval bir form verilmiştir. Tavandan yere kadar uzanan camlı kapılar, gerektiğinde sürülerek tamamen açılabilmekte; böylece salon ile dış mekân arasındaki sınır ortadan kaldırılabilmektedir.
Yapının alt katları oturma ve yemek alanlarına, üst katları ise yatak odalarına ayrılmıştır. Binanın taşıyıcı sisteminde karkas ve yığma yapım tekniklerinin birlikte kullanıldığı karma bir sistem tercih edilmiştir.”







































Henüz yorum yapılmamış.