Sitemizde bir köy enstitüsü yazısı olmasa olmaz idi. Konuk yazarımız iç mimar Didem Avincan:
Bu yazıyı yazma sebebim Samsun’da bir yapıya bakarken daha önce Her Umut Ortak Arar sayesinde tanıdığım ve okumaya doyamadığım bir isme tesadüfen rastlamam. Bu hesaptaki yazıları okuduktan sonra kendi kendime mırıldandığım bir cümleyi yine tekrarladım: Nereden nereye…
Yakın zamanda Samsun’un Lâdik ilçesine gitme şansım oldu, dönerken günümüzde inşa edildiğini düşündüğüm tuğla kemerli bir tak gördüm. Üzerinde ‘Akpınar’ yazıyordu. Bir süredir yapılarını araştırmak istediğim Akpınar Köy Enstitüsü kendisini hatırlatmış oldu. Köy Enstitüleri’nin ömrü kısa olmasına rağmen Türk eğitim tarihinde bıraktığı izleri, sadece bir enstitü binasının yapım öyküsünü araştırırken bile anlamak mümkün. Mimari programı, yapım süreci ve hatta bu sürece dâhil olanların aktardıklarını okudukça Köy Enstitüleri üzerine neden hatırı sayılır miktarda akademik çalışma yapıldığını daha iyi anladım.
YIL 1940
Köy Enstitüleri, 1940 tarih 3803 sayılı kanun ile Milli Eğitim Bakanlığı (o dönem Maarif Vekilliği) tarafından ‘köy öğretmeni ve köye yarayan meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde’¹ kuruluyor. Lâdik Akpınar Köy Enstitüsü de, 1940 yılında kurulan ilk 14 enstitüden biri.² Akpınar’ın elverişli arazisi, su kaynağına yakınlığı, gerekli hammaddelerin bolluğu ile dokumacılık, demircilik ve marangozluk işlerinin yaygın olması enstitünün burada kurulmasında etkili olmuş.
Coğrafi şartların enstitü kuruluş amaçlarına uygun olması gözetildiği gibi inşa edilecek yapıların da rastgele değil bir sistem dâhilinde olması öngörülmüş. Dönemin bakanlığına ait yayın organı olan Tebliğler Dergisi’nde yayınlanan şartnameler esas alınarak, ülkenin dört bir yanında yapılacak köy enstitüleri için mimari proje yarışmaları düzenlenmiş. Asım Mutlu, Ahsen Yapanar, Emin Onat, Emin Necip Uzman, Leman Tomsu, Leyla Turgut gibi isimlerine daha önce @herumutortakarar sayfalarında rastladığımız birçok isim bu yarışmalara katılmış.
AYASPAŞA’DAN LÂDİK’E
İşte Lâdik Köy Enstitüsü için açılan ulusal proje yarışmasına katılıp birincilik ödülünü kazanan da, bakmalara doyamadığımız Hariciye Nezareti (Tevfik Paşa) Konağı’ndan hatırlayacağımız Mimar Leyla Asım Turgut. Burada merakla okuduğumuz Hariciye Nezareti’ni daha yakından görmemizi sağlayan Prof. Dr. Esma İgüs, Leyla Asım Turgut’a dair hazırladığı bir başka çalışmayla³ kadın/mimarlık tarihine çok değerli bir katkı yapıyor. İgüs, bu çalışmanın yapılmasında Leyla Turgut’un kendi geçmişine dair bir arşiv oluşturup bunu özenle saklamasının önemine de değiniyor. Böylelikle Hariciye Nezareti Konağı’nda doğan Leyla Turgut’u çok daha yakından tanıma imkânı buluyoruz, günışığına çıkan yeni fotoğraflar eşliğinde.
1939 yılında diplomasını alan Leyla Turgut’un, 1940 yılında açılan enstitü yarışmalarından birçoğuna katılmış. Lâdik Köy Enstitüsü projesi, aldığı derece ile Turgut’un inşa edilen ilk projesi oluyor.
MERKEZDE OYUN ALANI VE ORTAK MEKÂNLAR
Ebru Baysal’ın erken cumhuriyet dönemi köy ve köy enstitü mekanları üzerine çalıştığı zengin tezinde⁴ tasarımını Leyla Turgut’un yaptığı projenin bir maketini de görebiliyoruz.
Baysal’ın bu maket sunumu ardından ekledikleri ise şöyle: ‘Arazinin topoğrafya eğrilerine göre ve eski şehir dokusu olduğu düşünülen alana yönelerek bir yerleşme yapıldığı görülür. Eğime paralel bu akışlara ortalarında açık alanlar bırakılmak kaydıyla bina grupları yerleşmiştir. Ortada bırakılan açıklık da eğimle eski dokuya yönlenirken, alanın merkezi olarak oyun alanı ile ortak kullanıma ait olduğu düşünülen binaları barındırır. Okul binaları perspektif algısı yaratır şekilde kopuk duruşlarla kendi açık alanlarına sahip bir sıra takip ederler. 12 adet okul binası ile 8 adet öğretmen evi birbirine yakındır ve yaya bağlantısı kurulmuştur.’
’O KADAR UZUN BOYLU Kİ…’
Bahsi geçen bu yarışmalar ile elde edilen projelerde mimarın çizgisinin korunması ya da enstitülerin bütünüyle sözü edilen mimarlara ait projelerle yapılıp yapılmadığı konusundaki bilgiler kısıtlı.⁴ Buradan bazı projelerin uygulama esnasında şartlara bağlı olarak değişime uğramış ya da kısmen uygulanmış olabileceği ihtimali akla gelmekte. Buna karşın kaynaklardan okuduğum, anılardan dinlediğim kadarıyla birçoğu mimarlarının kontrolü ve/veya takibinde gerçekleşmiş. Leyla Turgut da bunlardan biri. Akpınar Köy Enstitüsü mezunu Müşerref Düzenli’nin anılarını anlatırken Leyla Turgut’un adını geçirmesi beni çok heyecanlandırdı. Uzun boylu oluşuna, yerleşkede en çok emeği geçenlerden biri oluşuna vurgu yapışıyla ve güzel Türkçesiyle zevkle dinlenesi.*
EMEĞE SAYGI
Yine şartnamede görülen ilgi çekici bir detayı Baysal’ın tezinden aktarmak isterim; şartnamede enstitü mimarlarının eserlerinin tamamen ya da çok az değişiklikle uygulanması durumunda, yaptırılan binalara adlarının yazılacağı da belirtilmektedir. Bu durumu Baysal, emeğe saygı, telif hakkı ve belgeleme açısından önemli saymakta.
AKPINAR’DAN İZLER
Dönemin önemli yayını Arkitekt Dergisi’nde yaptığım aramalarda bu enstitü projesiyle ilgili bir çizim ya da belgeye rastlayamadım. Ancak daha sonradan yapılacak olan bazı köy okulu ve ilk öğretmen evleri ile ilgili projeleri dergide görmek mümkün.
@hkosebay tarafından kurulan Lâdik Yerel Tarih Grubu’nda paylaşılan fotoğraflar sayesinde yapıların ilk dönemlerindeki hallerini görme şansımız var. Elbette mimarlar daha iyi analiz edeceklerdir ama naçizane benim fotoğraflardan izlenimlerim; yapıların çoğunlukla tek katlı, girişleri geniş söve ile vurgulanmış, oldukça yalın cepheli ve Lâdik kış şartlarına uygun çatı eğimi ile yerel malzeme kullanılarak inşa edildiği şeklinde. İlk olarak çadırlarda başlayan eğitim faaliyeti, daha sonra öğrencilerin de yapım işine bizzat katılmasıyla inşa edilen bu binalarda devam ediyor.⁵
ISPARTA’DAN BİLE HİSSEDİLEN LÂDİK DEPREMİ
Maalesef 1940-1954 yılları arasında bu bölgeyi içine alan iki deprem yaşanıyor. İlki 1942 yılında, diğeri ise enstitünün açılışından üç yıl sonra. 1943 yılında meydana gelen Lâdik-Tosya depremi, Türkiye deprem tarihindeki en büyük depremlerden biri ve ciddi anlamda kayıplara sebep oluyor. 29 Kasım 1943 yılı Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan haberde şunları okuyoruz:
‘Anadolu Ajansı’nın 28 Kasım 1943’te aktardığına göre; deprem Samsun’da Vezirköprü ve Lâdik kazaları merkez ve köylerinde barınılacak sağlam bina bırakmamıştır. Lâdik Köy Enstitüsü’nün ancak iki binası içine girilebilecek vaziyettedir. Havza ile Lâdik arasındaki demiryolunun 30 kilometrelik kısmı bozulmuş ve raylar yamru yumru bir hale gelmiştir…’⁷
Bu depremde Akpınar Köy Enstitüsü’nde iki öğrencinin yaşamını yitirdiği, bu olayın acısını paylaşmak için Hasan Ali Yücel ve İsmet İnönü’nün de enstitüye geldikleri de belirtiliyor.⁵
Leyla Turgut ise 1970 yılında kendisi ile yapılan röportajda⁶, o günkü durumu ve felaketle ilgili gözlemlerini şöyle aktarıyor:‘Köy Enstitüleri yapılıyordu. Mimarlar arasında çeşitli yarışmalar açılmıştı. Ben de Samsun-Lâdik Akpınar Köy Enstitüsü projesi ile birinci gelmiş ve enstitünün inşasını yapmıştım. Vezirköprü zelzelesinde, taş üstünde taş kalmadı haberini alınca hemen oraya koştum. Ve tek ayakta kalan binanın Akpınar Köy Enstitüsü olduğunu görünce nasıl sevindim bilemezsiniz. Köylüler kısa sürede çevremi aldılar, o zaman tabii mimar kelimesi pek bilinmiyor, Mühendis Hanım ne olur, bizim köydeki binaları da sen yapıver, Mühendis Hanım ne olur, bir yol bizim köye de uğrayıver diye güvenlerini göstermelerini hiç unutmam, çünkü hatırlarım, bazı yarışmalarda ya da projelerde -aman projesini kadın çizsin de inşaatını bir erkeğe yaptırırız gibi- kadınlara duyulan güvensizliklere karşılık, Anadolu köylüsü bana büyük güvenle sarılmıştı.’ ³
BUGÜN LÂDİK AKPINAR
Bir zamanlar Akpınar Köy Enstitüsü’nün bulunduğu alan bugün de içinde eğitim yapılarının bulunduğu bir kampüs gibi. Zaman içinde yeni yapılar eklenmiş. Anladığım kadarıyla o dönemden kalan bazı binalar da onarılmış ve yeniden işlevlendirilmiş. Hatta bir tanesi Akpınar Anı Evi/Sergi Salonu olarak kullanılıyor.
Öğretmen evi/lojman olduğunu tahmin ettiğim yapılar ise kullanılamayacak kadar harap durumdalar. 40’lı yılların siyah beyaz fotoğraflarında gördüğüm, muhtemelen öğrencilerin diktiği ağaç fideleri ise bugün kocamanlar ve çok güzeller.
Sanırım bu yazıyı yapıdan çok mimarı için yazmak istedim. Dönemin erkek egemen mimarlık camiasının güçlü karakteri Leyla Turgut’un mimarlık üretiminden bir parçanın burada, 80 km ötemde olduğunu öğrenince, Ayaspaşa’dan Lâdik’e uzanan bu hikâye @herumutortakarar’da yer alsın istedim.
Akpınar Köy Enstitüsü mezunu, emekli öğretmen Müşerref Düzenli’nin, torunu Can Berk Koç ile yaptığı harika söyleşinin tamamını, Leyla Asım Turgut’un yaşamından kesitleri uzun uzun okumak isteyenler için de ilgili bağlantıları aşağıda ekliyor olacağım.


















































Henüz yorum yapılmamış.