Bu sitenin destekçisi Jotun Türkiye ile, “mimari açıdan değerli, hikâyeli evler”de buluşmaya çalışıyoruz. Bu buluşmalardan ikincisini yaptığımız Bebek’teki evi anlatmak isterim.
Müjde Mısırlı Zoto-Kasım Zoto çiftinin evine, mimarların – mimarlık ofislerinin evi/projeyi “soyadıyla anma” halinden ilhamla Zoto Evi dedik.
Zoto, Arnavutça “Bey” demek. Kasım, pek çok İstanbullu’nun, özellikle de turizm sektöründen insanların tanıdığı bir isim; “Keşke yeniden yapılsa” diyebileceğim ‘Ahırkapı Şenlikleri’nin mimarı, Armada Otel’in sahibi. Müjde Mısırlı Zoto ise (onu böyle tanımlamak ‘çok kısa kalsa da’ Mujdesign’ın yaratıcısı.)
BİR MİMARIN KENDİNE YAPTIĞI EV
Evet, eve “Zoto Evi” dedik ama “Utkular Evi”ni de parantez içinde kaydedeceğim, çünkü bu ev mimar İsmail Utkular’ın ailesi için yapıp vefatına kadar oturduğu müstakil ev.
İsmail Utkular’ın en bildiğimiz eserleri arasında yine geçtiğimiz günlerde yazdığım, İstanbul Radyo Evi (Doğan Erginbaş, Ömer Güney ile birlikte) ile Çanakkale Şehitleri Anıtı da (Doğan Erginbaş, Feridun Kip ile birlikte) var.
“Mimarların kendileri yaşamak için yaptığı evler” konusu zaten bir başlık. Fakat mimar Mehmet Berksan’ın bu konuda yaptığı listeyi hayal meyal hatırlıyorum (aşağıda tablo olarak paylaştım), sanacağımız kadar da çok yok.
MÜTEVAZILIK İLE BÜYÜLEMEK!
Ben bu eve ilk gördüğümden -1 Eylül 2015- beri âşığım. Zaten yuvarlak hatlara zaafım var:) Bahçesi, rengi, ışığı, manzarası bir yana sadeliği, mütevazılığı benim için eşsiz.
Ev Bebek’te ama ara ara bulamayacağınız bir lokasyonda. İstanbul’un bazı semtleri muhteşem evleri saklar ya… Söylene söylene çıkar, beklentilerinizi sıfırlar gördüğünüz anda da şaşırır, inanamaz sonra da çok etkilenirsiniz. Bu ev de öyle evlerden.
BAHÇELİ, BOSTANLI
İsmail Bey, var olan -eğimli- araziyi öyle insaflı ve hesaplı kullanmış ki insan şaşırıyor. Evi çok daha büyük yapabilirdi, yapmamış. Çok yerinde, yeteri kadar. (Tabii bunlar benim yorumlarım:) Utkular, evin önünde büyük bir bahçe ve arkasında bugün bostan olarak kullanılan geniş bir arazi bırakmış (fotoğraftaki domates salatalıklar oradan).
Ev tek katlı gibi görünse de aşağıda bir küçük katı daha var, ayrı girişi de olan…
‘BEN BU EVE GELİN GELDİM’
Zoto çifti, evin ikinci kullananı.
Nejade Hanım, eşi İsmail Bey’in ölümünden bir süre sonra (sanırım bir 2-3 yılın ardından) evi satmış. Bahçedeki yemeğimizde yapı hakkında bilgi aldığımız iç mimar Jeyan Ülkü, Nejade Hanım’ın “Ben 1945 yılında buraya gelin geldim” dediğini aktardı.
İsmail Bey hakkında -iç mimar Didem Avincan ile birlikte- bayağı baktık ama istediğimiz kadar bilgi bulamadık (Internette de hep yanlış fotoğraflara adı eklenmiş). Öğrenebildiklerimiz, yüksek mühendislik mezunu bir mimar olduğu; yani hem mimar hem mühendis ve 1944 yılı mezunu oluşu. Vefat tarihi ise 20 Temmuz 2011. Henüz bulamadığım Dr. Mithat Atabay’ın “Çanakkale’ye Kimler Geldi, Kimler Geçti” isimli kitabında özgeçmişi varmış. Didem Hanım öğrendi ki Çanakkale Kilitbahirli.
1944-1945 ÇOK ŞEY OLMUŞ!
Harbiye’de kurulacak İstanbul Radyoevi için mimari proje yarışma açılma yılı 1945, Çanakkale Şehitleri Anıtı için açılan yarışmanın tarihi ise 1944. Evlilik 1945. Mezuniyetini de katarsak İsmail Bey için meşguliyetli ve uğurlu yıllarmış.
Araştıran, yazan da bir mimar İsmail Bey, “Tek Evden Toplu Konuta”, “Radyo Evleri”, “Zürih-Modern Yapılar 1”, “Çanakkale Boğazı’nda Fatih Kaleleri” adlı kitapları da var.
Jeyan’ın anlatımlarından da anladığım İsmail Utkular, daha çok kamu yapıları, toplu konutlar tasarlamış. Bu ev belki de “bireysel”, hem de bayağı bireysel tek işi.
DAİRESEL BİR GEOMETRİSİ VAR
Biraz daha evden bahsedersek… Evi, yenilenmesinde etkili iki isimden, evin sahibi Müjde ile çalışan Jeyan Ülkü’den dinledik o gün…
Utkular çiftinin bir kızları varmış, ilk katta küçük iki yatak odası, küçük bir mutfak, harika manzaralı yuvarlak hatlı bir salon ve banyo var imiş. Aşağı katı ikinci bir çocukları olursa diye yapmış ama ikinci çocukları olmayınca kullanmamışlar. Jeyan ilk gittiğinde evde İskandinav tarzı ahşap mobilyalar olduğunu ve etkilendiğini de anlattı.
Alt katta neredeyse hiç rutubetin olmaması dikkatini çekmiş.
KENDİ TASARLADIĞIN EVDE OTURMAK
Doğramalar miadını doldurduğu için ahşap doğramalar yenilenmiş ama panjurlar tamamen orijinalmiş. Parke ve kapıları kurtaramamışlar. Parkeler yeniden sistre yapılamadığı için yenilenmiş.
Şunları anlattı Jeyan Ülkü o gün: “Islak hacimleri yeniledik, çatıyı onardık, kiremitleri değiştirdik. Şömineyi aktif duruma getirdik ama onun dışında peyzajla vesaire hiç oynamadık. Evin bir kendi geometrisi var. Onu değiştirmemek için elimiziden gelen her şeyi yaptık. Ev çok geniş bir dairenin parçası aslında, mimar daha dar bir daire ile birleştirerek bir evi oluşturmuş. Yukardan bakılsa bir toka gibi…”
Ben nasıl evlerde yaşamak istediğini çok iyi bildiğini düşünen biri olduğumdan hep bir mimarın da kendi tasarladığı evde yaşamaya can attığını düşünürdüm. O gün Emre Arolat ile sohbetimizden öyle olmayabileceği gibi bir zihin açıklığı yaşadım.
İsmail Bey de muhtemelen mezun bile olmadan yaptığı bu evle ilgili neler düşündü yaşarken acaba?
Bunu bilemiyorum ama evin ikinci sahiplerinin de gözleri gibi baktıkları ve onu sevebilecek insanlarla paylaştıkları için evin şansı olduğunu düşünüyorum…
* Fotoğraflar: Barış Acarlı, Nilay Örnek. Ev çizimini Kerem Erginoğlu yaptı.


















































Henüz yorum yapılmamış.